Miliç ve Perşembe Yaylası
Karadeniz Turu 2. Gün
(26 Haziran 2018)
Sorumluluktan kaçmak için midir, tembelliğimi engellemek için midir bilmiyorum oymağın beyliği bana bahşedildi. Plan, program, gidilecek yerler, nerede ne yenir, alış veriş bana itelendi. Bir oymakbeyi olarak Karadeniz yaylalarının virajlı yollarında yolcu koltuğunda kestirmek elbette hakkım olmalıydı. Kestirirken bile sorulan sorulara tatmin edici cevaplar vermem ise oymak beyliğini hakkettiğimin en büyük alamet-i farikasıydı. Madem kampın ilk günü beylik aldık yönetim boşluk kabul etmezdi ivedi olarak sorumluluklar sahiplerini bulmalıydı. Oymağın kuşhanesini çekip çevirmek eşim Merve’ye tevdi edildi; kahvaltı, atıştırmalıklar, öğlen yemeği, akşam yemeği dahil olmak üzere hazırlanacak her lokma onun elinden geçecekti. Zaten elini bir nimete uzattığında “El benim elim değil, Hz. Fatıma anamızın eli.” iyi dileğinde bulununca oymağın oburları taamların lezzetine doyamıyordu. Pozitivist yaklaşıma göre ise iştahımızın kabarmasının asıl nedeni gün içinde yorulmamız ve temiz havaydı. Hadiseye nasıl yaklaşılırsa yaklaşılsın realite sofra kurulduktan çok kısa süre sonra üzerinde sadece boş tabakların kalmasıydı. Baldız Hilal üstad-ı matbahın şakirtliğine getirildi, boş tabakların sorumluluğunu devralıp masada yemek yenildiğine dair tüm izleri yok etmek onun işiydi elbette bununla yırtamazdı. Aynı zamanda enformasyon, dezenformasyondan kısaca dahiliye ve hariciyeyi çekip çevirecekti.(Warmshower ev sahibesi olmak kolay mıydı?) İletişim, halkla ilişkiler özetle gören gözümüz işiten kulağımız olacaktı. Bacanak Mahmut möööndizlik ilmini genetik olarak aldığı için sayısal veriler, analiz ve ulaşım işlerine bakan beytü’l mal eminimizdi. Havuz medyasının haberlerine göre adam kayırmacalık dedikoduları yayılsa da adam sendecilikle goygoyculuğa son verildi. Lafı yine uzattım galiba. Geçelim 26 Haziran 2018 günü yaşadıklarımıza.

Kamp hayatının güzelliklerinden biri de geceleri hareketli geçse de çoğu zaman dinlenmiş olarak erkenden kuş sesleriyle uyanmanız ve günün verimli bir şekilde geçirilmesi. Kahvaltımızı bitirdikten sonra Miliç’te deniz kabukları toplayarak, sahilde koşturarak, okul sıralarına değil ama sahil kumlarına adlarını kazıyarak kumsalın tadını çıkarttı çocuklar.

Bizler de çadırlarımızı ve eşyalarımızı topladık. Bugün Ünye, Fatsa, Aybastı güzergahından 120 km’lik bir yol ile Perşembe yaylasına gidecektik.

Fatsa’da benzin istasyonunda durduk yol hakkında biraz bilgi aldık. Yolun gayet güzel ve rahat olduğu söylendi bize. Yaylaya çıktığımızda ise bu bilginin doğruluğunu sorguladık. Lakin gelecek günlerde diğer yayla yollarını görünce verilen bilgi elan doğruydu. Tırmandıkça karşılaştığınız her virajda acaba geldik mi hissiyatıyla dönemeci alıyorsunuz.
Bu dönemeçlerin biri son dönemeç oluyor ve yaylaya geliyorsunuz. Yayla, yaylaktan çok ufak bir köy havasında. İlginç tarafı haneden çok kasap, lokanta olması hatta bunlar da yetmezmiş gibi zincir market bulunması. Güzel bir cami yapılmış. Caminin yanında kamp da yapabileceğiniz bir çayırlık işletme var. “Perşembe Yaylası Şehitler Parkı ve Çay Bahçesi”nin bir bölümü camiye bir bölümü de gölete bakıyor. Gündüzleri çay bahçesi gibi kullanılıyor, ağaçların altında piknik masaları var.

Ördek, kaz, köpek popülasyonun aşırılığından ve çok ayakaltı olmasından burada kamp yapmak istemedik. Biraz dinlendikten sonra menderesleri görebileceğimiz tepeye arabayla çıktık. Anadoluda bir tabir vardır manzaraya hakim yerler için kullanılan “bakancak” diye bu tepe tam olarak böyle bir yer. Toprak, şose bir yoldan arabayla beş dakikada çok rahat çıkılıyor. Beş dakika sürmesi etrafı seyretmenizden kaynaklanıyor. Tepeye çıkınca ise tüm Perşembe Yaylasını panaromik olarak görebiliyorsunuz.
Kulaklarımızda çan sesleri, melemeler ve rüzgarın sesi. Doyumsuz bir manzara. Menderesler dantel gibi bütün yaylayı süslüyor. Tüm merada otlayan koyun sürüleri. El değmemiş bir yeşillik. Perşembeye ilk girişte karşılaştığımız ve bizi tedirgin eden kasaba görüntüsü bu güzel manzarada eriyip gidiyor. İlerleyen yıllarda burası da insanların hışmına uğramış Karadeniz yaylarına dönmez inşallah duasını hala ediyoruz.
Tepeden manzaraya bakarken yerleşim yerinden biraz uzakta bir çam ormanı dikkatimizi çekiyor. İnince kamp yapılabilir mi diye buraya bakmaya karar veriyoruz.

Şehitler Parkı Çay Bahçesinden 2km’lik asfalt yol ile Perşembe Yaylası Emir Kümbet Mesire Alanına ulaşıyorsunuz. Kamp yapılmasına izin veriliyor. Mesire alanına giriş ücretli. Yalnız arabayla değil yaya alıyorlar. Girişte bir lokanta var. Çok büyük ve doğal bir orman değil. Yani insanoğlu tarafından dikilmiş fidanlar büyümüş ve güzel bir mesire alanı olmuş. Etrafına çitler çekilmiş bu alan birilerine işletsin diye verilmiş. Çardaklar ve çardakların içinde piknik masaları var. Mesire alanı temiz. Tuvaletleri ise düzenli olmadığı gibi temiz de değil. Çadırlarımızı kuruyoruz. Biz çadırları kurarken çocukların en büyük eğlencesi yavru kuçu kuçular oluyor. Onların peşinde koşturmaktan bayağı yoruluyorlar.
Hava karardıkça üzerimize bulut da çöküyor. Yağmur yağmıyor ama ıslanıyoruz. Yıldızlar yüzünü göstermiyor buluttan.

Yemeğimizi fenerlerimizle aydınlattığımız soframızda yiyoruz. Önce çocukları yatırıyoruz.

Ardından çay keyfiyle gecenin sesliğine biz de ayak uyduruyoruz.





