Clandras Köprüsü Afyon ve Erkmen Tabiat Parkı
Orta Batı Anadolu Turu 11. Gün
(7 Ağustos 2019)
Rüzgarlı bir gecenin ardından sakin bir sabaha uyanmıştık. Gece kanyon resmen “ceryan” yapmıştı 🙂 Rahat rahat kahvaltımızı yapıp çadırlarımızı topladık.


Öğlen saatlerine doğru tarihi bir su kemeri olan Clandras Köprüsü‘ne doğru yola çıktık. Yaklaşık 35 km civarında yol gittikten sonra kalkınma ajansının destekleri ile düzenlenmiş olan mekana geldik. 5 TL giriş ücreti aldılar, haftaiçi olduğundan bomboştu ama sanırım haftasonları kalabalıktır. Malum yeşillik ve suyun olduğu yeri pek boş bırakmayı sevmiyoruz.

Tarihi 2500 yıl öncesinde Frigya medeniyetine dayandırılan şimdinin köprüsü bu eser, o zamanlar bir su kemeriymiş. Yanındaki elektrik santralinden boşaltılan su, şelale görüntüsü vermiş ve etrafı serinletmiş.


Bu serin havanın tadını çıkarıp ufak bir gezinti yaptık. Gölgede oturup dinlendik, yanımıza aldığımız şeftalilerimizi yedik, sonra ayrıldık.
Önümüzde 90 km’lik bir yol vardı. Çocukların bir kısmı yorgunluğun ve sıcağın etkisi ile uykuya daldılar. Hedefimiz Uşak-Afyon yolu üzerinde Afyon’a yaklaşık 45 km mesafede olan Dumlupınar Şehitliği‘ydi. Milli Parklara bağlı olan şehitlik gerçekten çok iyi düzenlenmiş ve tertemiz. Tuvalet, abdest alma yeri, mescit ve atıştırmalıklar alabileceğiniz bir büfe var.
Öğle namazlarımızı kıldıktan sonra bastığımız toprakta ne çok vatan evladının kanı olduğunu düşünerek yoğun duygular içinde mekanı ziyaret ettik. Bu şehitlik, Kurtuluş Savaşında şehit düşen 137.000 Mehmetçik anısına 1992 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yaptırılmış. Anıtlar, şehit mezarları ve kitabeler bulunduruyor bünyesinde.
Her daim eşlikçilerimiz yavrularımıza, biraz tarih bilgisi verdik. Başkomutan Meydan Muharebesi 26 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar-Kocatepe’den başlamış, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da büyük zaferle sona ermiştir. Mustafa Kemal bizzat katıldığı için adına başkomutanlık denmiştir. Çember içine alınan Yunan ordusu, bozguna uğratılmış, komutanları esir düşmüş, Yunan askerleri ise İzmir’e kaçmıştır. Kaçan Yunan ordusunu engellemek için Mustafa Kemal, o meşhur emrini vermiştir: “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Tarihimizi kendi coğrafyasında öğrenmek bellekte kalıcılığı sağlıyor sanki. Zafer duygusuyla yüreklerimiz gümbür gümbür atarken, her biri ana-kuzusu şehitlerimizin yaşları yüreğimizi parçaladı. Kulaklarımızda anaların ağıdı, önümüzde kanlı meydan, içimize damlattık gözyaşlarımızı.

Eledim eledim höllük eledim
Aynalı beşikte canan bebek beledim
Büyüttüm besledim asker eyledim
Gitti de gelmedi yavrum buna ne çare

Sıradağlar gibi duranlarındır.
Aynı duyguları Çanakkale Şehitliklerinde gezerken de yaşamıştık. Çok şükür bu vatanın evladıyız, ne mutlu ki vatanı için gözünü bile kırpmadan şehit olan ecdadın torunlarıyız. Allah karanlık günler yaşatmasın bu yurdun hiçbir evladına. Geçmişimize dua ederek şehitlikten ayrılıyoruz.
Yaklaşık 45 km sonra Afyon’a vardığımızda karnımız iyice acıkmıştı. Önceden yapılan araştırmalar sonucunda karar verdiğimiz Nur Lokantası‘nda aldık soluğu. Köfteleri bir harikaydı. Altında ısıtılmış pide, üstüne yoğurt, özel sosları ve nihayet lezzetli köfte. Kızdırılmış tereyağla taçlandırılmış tat. Bir de kaymaklı ekmek kadayıfı yedik. Kaymağı manda-inek karışımdı, zira sade manda kaymağı bulamıyorsunuz Afyon’da.Ekmek kadayıfının şerbeti kıvamındaydı, genzi yakacak kadar tatlı değildi. Garson gayet hoşsohbet ve güleryüzlüydü. Ha bir de eski kasetçalar-radyo merakınız varsa üst katta yemeğinizi yiyin.😉



Karnımız doymuş ve dinlenmiştik. Akşam olmasına da biraz vakit olduğundan Afyon’un bazı yerlerini gezelim istedik. Namazımızı tarihi Otpazarı Cami’nde kıldık. Bu ibadethaneyi Tellalzade Süleyman Çavuş inşa ettirmiştir. Mimarisi kare planlı olup, yapımında kesme taş kullanılmış. Tek ana kubbeden oluşmuş. Yapımı 1590 yılıymış.
Afyon’un en büyük camilerinden Ulu Cami, Anadolu Selçukluları devrinde(1272-1277) Sahipata Nusretiddün Hasan tarafından yaptırılmıştır. Mimarı Emir Hacı Bey’miş. 40 adet ahşap direk üzerine oturtulduğu için Kırk Direkli Cami olarak da biliniyormuş. Taş mihrabı, orjinal ahşap mimberiyle ve dış yapısının tuğla örgüsüyle görülmeye değer bir eser.
Afyon’da görülebilecek birçok tarihi bina, cami ve sokak var ki gezmekle bitmez. Ama akşam olmak üzereydi ve hızlı bir tur yaptık.
Gezimiz bittikten sonra kamp yapmayı planladığımız Erkmen Tabiat Parkı’na doğru hareket ettik. Giderken burada kamp yapabileceğimiz net değildi bu yüzden alternatif kamp alanlarına da bakarak yola devam ettik fakat farklı biryer bulamadık. Erkmen Tabiat Parkına vardığımızda içerdeki görevliye kamp yapıp yapamayacağımızı sorduk, belediyeden izin aldığımız taktirde kamp yapabileceğimizi söyledi. Belediye binasına geri döndük. İçeride nöbetçi zabıta olduğunu görünce sevindik çünkü mesai bitmiş ve belediyenin kapalı olabileceği ihtimali bizi endişelendirmişti. İsminin Efraim olduğunu öğrendiğimiz belediye görevlisine meramımızı anlattık. Kendisi sağolsun çok ilgili davranıp gerekli kişilerle iletişime geçti ve parkta kamp için izin verildi.
Mekanda çadır kurulabilecek fazla yer yok. Bulduğumuz en düz yer çocuk parkıydı. Tuvaleti derme-çatma, ışıksız ve pisti. Etraf kurumuş büyükbaş dışkılarıyla ve iki ayaklı ön-insan atıklarıyla doluydu. Mıntıka temizliği yapıldı, çadırlar kuruldu. Son gecemiz çocuklar için müthiş bir eğlence yerindeydi. Afyon ayaklarımızın altında, hava rahat, gökyüzü bol yıldızlı, çocuklar sağanak gülüşlü. Daha ne olsun, içelim tavşankanı çaylarımızı.

Minik kampçılarımızın daha önceden kullanmaya kıyamadıkları fosforlu ışıklar buraya nasipmiş; kayan yıldız danslarıyla, starwars savaşlarıyla kendilerinden geçtiler.

Son gece coşkunu yorgun çocuklar, nihayet uykuya daldılar. Biz de etrafı toplayıp, bir geziyi daha bitirdik iç çekişleriyle onlara katıldık.


































































Çok güzel bir fikir ve anlatım. Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada sürprizlerle karşılaşmanın cesaret istediğini hatırladım. Teşekkürler. 🤗
Biz teşekkür ederiz.