Berlin’den Kuzeyin Beyaz Gecelerine: Hamburg ve Danimarka’ya Giriş
9 Temmuz – Turun 5. Günü
Bugün Berlin’den ayrılık vaktiydi. Hedefimiz Danimarka’nın Billund şehriydi ancak yol üzerindeki Hamburg’a uğramadan geçmek istemedik. Yolumuz uzun olduğu için erkenden kalktık ve hazırladığımız sandviçlerimizi yolda tükettik.

Maalesef yağmur Berlin’den beri peşimizi bırakmıyordu. Yanımızda yeterli yağmurluk olmadığını fark edince, Berlin-Hamburg arasındaki bir outlet mağazasına uğrayıp eksiklerimizi tamamladık. Kuzeyin değişken havasına karşı tedarikli olmak şarttı.
Hamburg: Kanalların ve Köprülerin Şehri
Öğleden sonra Hamburg’a ulaştığımızda bizi güzel bir sürpriz bekliyordu. Burada yaşayan yeğenimizle buluşup hasret giderdik. Kendisi bize kısa ama keyifli bir Hamburg turu için rehberlik etti. Hamburg, Orta Çağ’da Avrupa’nın en önemli ticaret ağlarından biri olan Hansa Birliği‘nin merkeziymiş. İlginçtir ki; Venedik ve Amsterdam’dan bile daha fazla köprüye (yaklaşık 2.500 adet) ev sahipliği yapıyor.

İlk durağımız, heybetiyle dikkat çeken St. Peter Kilisesi (Hauptkirche St. Petri) oldu. Hamburg’un en eski beş kilisesinden biri olan bu yapının 132 metrelik devasa kulesi gerçekten büyüleyici. Orta Çağ’dan beri ayakta duran bu kule, yüzyıllar boyu gemicilere şehre yaklaşırken yol göstermiş.

Ardından liman bölgesine geçip deniz havası aldık. Hamburg, tıpkı Amsterdam gibi nehirlerin ve kanalların arasına kurulmuş bir şehir atmosferine sahip.

Landungsbrücken (Liman İskelesi) bölgesinde fotoğraf çekinip bu tarihi liman kentinin tadını çıkardık. Bir kafede soluklanırken kahveli dondurmalarımızı denedik; tadı gerçekten hafızamızda yer etti.

Aracımıza doğru yürürken Hamburg Belediye Sarayı (Rathaus) tüm ihtişamıyla bizi karşıladı. 1897’de tamamlanan bu Neo-Rönesans şaheseri, 647 odasıyla Avrupa’nın en görkemli yönetim binalarından biri. Önünde bir aile fotoğrafı çekindikten sonra yeğenimizle vedalaşıp tekrar yola koyulduk.

Teknoloji ve Hijyen Detayları
Danimarka sınırına yaklaşırken yaklaşık 300 kilometrelik bir yolumuz vardı. Yolda ikindi namazı için mola verdiğimiz yerdeki tuvalet sistemi bizi epey şaşırttı. Siz çıktıktan sonra kabin, sıradaki kişiyi almadan önce otomatik bir sistemle tüm alanı kendi kendine yıkıyordu. Hijyen adına daha önce karşılaşmadığımız bu sistem, yolculuğun ilginç notları arasındaydı.

Danimarka’ya Giriş ve Beyaz Gecelerle Tanışma
Namazımızı kılıp yola devam ettik ve akşam saatlerinde daha önce hiç bulunmadığımız Danimarka topraklarına giriş yaptık.

Billund’daki kamp alanımıza vardığımızda saat 21:00 sularındaydı ancak kuzeyin meşhur **”Beyaz Geceler”**i bizi karşıladı. Hava şaşırtıcı derecede aydınlıktı, sanki gün henüz bitmemiş gibiydi.

Çadırlarımızı kurup yemeğimizi yedikten sonra kamp alanını keşfetmeye başladık. Şunu net söyleyebilirim ki; hayatımızda bu kadar temiz ve donanımlı bir kamp alanı görmemiştik.

Pırıl pırıl ortak kullanım alanları,
Her türlü imkanın sunulduğu mutfaklar,
Çocuklar için en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş oyun alanları…
Kuzey ülkelerinde kamp ve doğa kültürüne verilen önemi hep duyardık ama buna bizzat şahit olmak bambaşka bir tecrübeydi.
Hava ancak 23:00 sularında kararmaya başladı. Bu duruma alışık olmayan çocuklar, aydınlığı görünce yatmak istemediler. Ancak komşu çadırlardan gelen o derin sessizlik ve herkesin istirahate çekilmesi bizimkileri de sakinleştirdi. Nihayet top oynamayı bırakıp uykuya daldılar. Biz de yarınki Billund macerası için huzurla gözlerimizi kapattık.
































