Kars – Erzurum

Karadeniz Turu 14. Gün

8 Temmuz 2018

Kars öğretmenevinin standartları oldukça düşük, kahvaltı çeşit ve kalite açısından vasatın altında bir de kahvaltıdan sonra el yıkayacak su bile bulamayınca zor attık kendimizi Kars sokaklarına.

Önce merkezi ve merkezdeki birkaç tarihi mekanı gezdik. Kars Fethiye Camii ilk durağımızdı: Rus işgali döneminde yapılmış kiliseden camiye çevrilmiş ama zaman içinde yapılan restorasyon çalışmaları caminin mimarisine zarar vermiş diyebiliriz.

Kars Fethiye Camii

Buradan merkeze geçerek Baltık mimarisi örneklerini yürüyerek gezdik.

Oradan Kalenin yamacında konumlanmış tarihi yapılara geçtik. Ebu’l-Hasan Harakani Türbesi ve Camii, Havariler Kilisesi, Kümbet Camii, Ulu Cami, Taş Köprü, Hamam, Namık Kemal Evi’ni de gezip panoramik bir yürüyüş parkuruyla çarşıda Büyük Zavotlar’a uğrayıp gravyer ve Kars kaşarı alıp düştük Ani yoluna.

Hedef Ani Harabeleri

Yolda biraz dinlendik.

Uyuyan güzel

Ani Harabeleri’ne geldiğimizde sıcak ve küçük kara sinekler çok rahatsız etti. Çok geniş bir bölgeye yayılmış harabelerin her bir adımın da burnumuza girmek için fırsat arayan bu sineklerle mücadelemiz turun belki en can sıkıcı kısmıydı.

Geniş Arazi

Elimizdeki tülbentleri, boyunlukları ağzımıza burnumuza sarsak sıcaktan bunalıyorduk. Neyse sıcakları ve sinekleri bir tarafa bırakacak olursak Arpaçay’ın oluşturduğu vadinin doğal sınırında dünyanın her türlü engeline dayanmış Büyük Katedral, Resimli Kilise ve Menucehr Camisi’ni gezdik.

Kazı Çalışmaları

Sınır mı? O da ne?

Çocukların Ermenistan tarafındaki nöbet kulübeleri dikkatini çekti. Arpaçay’ın sınır oluşuna, öte tarafın başka bir devlete ait oluşuna daha doğrusu “SINIR” kavramına takıldılar. Aşırı milliyetçiliğin yeryüzünde yayılmaya başladığı, sınırlarda duvarların örüldüğü hatta en basitinden mahalle içlerinde site duvarlarıyla bir kısım insanların ötekileştirildiği bir hal yaşanırken bu kavrama takılan çocuklara “sınırları zorlamayın, icat çıkarmayın!” gibi ebeveyn reflekslerimizle gerekli nizamı verip tekrar yola düştük .

Tarihe olan saygımız 🙁

Yolumuz bizi Ani’den alıp Sarıkamış’a götürdü. Sarıkamış’taki anıt alanında duraklayıp oradan Sarıkamış Katerina Av Köşkü’ne geçtik. Tarihi olana zarar vermekte üstümüze yok diye düşünmemize neden olacak mekanlardan biri de burası. Tek kelimeyle mezbelelik.

Kars Kalesi’nin yamaçlarında ve bu köşkün yolunda çocuklar bol miktarda obsidyen taşı topladılar. Gezdikleri yerlerden magnet yerine taş toplamayı tercih ediyorlar. Bazen bu yöresel gazoz kapaklarına da evrilebiliyor. Bunları taşınması, oynarken arabaya saçılması, ceplerinde yıkanırken kalması, arabanın tuhaf yerlerine saklayıp zamanla unutmaları ve tamircilerin “Abi bu ne?” sorularına maruz kalmamız da koleksiyonerliğin ilk adımı sayılacak bu çalışmanın cabası.

Yoldan Manzaralar

“Dadaşlar Diyarı” Erzurum (He birde “Cağ Diyarı” )

Sarıkamış’ta şehitlerimize bir Fatiha okuduktan sonra Erzurum’a geçtik. Yol üstündeki tabyalara kuzuların yorgunluğunu görünce uğramadık. Erzurum’a adım atar atmaz ilk uğradığımız yer Şenyurt Cağ Kebap oldu. Gravyer ve kaşar peyniri ve kavunla Ani’de ayak üstü bir şeyler atıştırmıştık ama sabahleyin doğru düzgün kahvaltı da yapamayınca bu mekan çölde vaha bulmuşuz gibi bizi sevindirdi. Turistik bir mekan değil burası Erzurumluların ve ağız tadına önem verenlerin tercih ettiği bir mekan. Ambiyans yok lezzetli cağ var. Usül şu: Garson kişi başı bir şiş getiriyor ve bitirdikçe yenisiyle devam ediyor. Lavaş, soğan, isteyene ayran masada bitmiyor. Herkes kendi rekorunu bu masada kırmaya güdülenmiş şişler artarda geliyor. En sonunda ise masaya istiflenmiş şişler sayılarak hesap ödeniyor. Etin yağ oranı, şişteki et miktarı, lezzeti tam yerinde hesap normal, hijyen az, ambiyans yok.

Karnımız doyunca Erzurum Öğretmenevi’ne geçtik. Resepsiyon hizmetlerinden kurumun ciddiliği anlaşıldı. En ufak ferdimizin kimliğine kadar tüm kimlikler kontrol edilip fotokopileri alınıp konuk kartları açıldı. Bir de elektronik kapı anahtarları verilince, hele bir de odalardaki temizliği ve düzeni görülünce “Burası öğretmeneviyse Kars Öğretmenevi ne?” sorusunu sormaktan kendimizi alamadık.

Odaya yerleştikten sonra gün içinde az yürümüşüz gibi Erzurum turuna çıktık. Kalenin surlarının olduğu meydanı ve saat kulesini turladık.

Oldukça canlı ve kalabalık bir şehir. Farklı bir yönü de banyo kazanı büyüklüğündeki semaverleri. Erzurumlunun çay tutkusu başka. Medreseler kapalıydı ama Lala Paşa Camisini ve Caferiye Camisini gezdik.

Ardından Ulu Camii’de akşam ve yatsıyı kıldık. Burada cemaatten bir ağabey bize cami ve mimarisi hakkında bilgi verdi hatta misafir de etmek istedi. Çok şükür duvarları örenlerden çok duvarları yıkanlar var.

Kaldırın duvarları / Yıkın gitsin hepsini / Ne böyle zulüm olsun / Ne de böyle şarkılar

Biraz daha yorulup dondurmayla çocukları,  öğretmenevinin bahçesinde kallavi bir Türk kahvesiyle kendimizi ödüllendirdik.

Uykuyu da fazlasıyla hakkettik. Yaklaşık 350 km yol arabayla gitmişiz onlarca da yürümüşüz ne uyunur ama.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest