Maçka-Uzungöl

Karadeniz Turu 6. Gün

30 Haziran 2018

Günün en önemli ve en güzel öğünüdür kahvaltı. Hele yerel peynir, kaliteli tereyağ, hakiki bal ve ekşi mayalı ekmek varsa sıcak çayı da unutmamalı. Palanın Yeri’nde bir çok masa var. Çünkü restaurant, çay bahçesi, kamp yeri karışımı bir yer. Kahvaltı için masa kullanımında herhangi bir sıkıntı çıkartmayıp ücret talebinde de bulunmadılar. Kahvaltımızı yaptıktan sonra her sabahımızın kaçınılmaz rutini eşyaları arabaya yerleştirme işkencesi için hazır sayılırdık. Kamp süresince aynı çantalar, aynı mat ve tulumlar hülasa aynı eşyalar her sabah boyut değiştirip farklı bir kombinasyonla arabaya girme noktasında çok ısrarcıydılar. Fotoğraf çekip değiştirmeden aynı şekilde yerleştirelim çabamız hiç gerçekleşemedi. Eşyalar, bir mühendis ve bir zihni sinirle nasıl dalga geçilinir her sabah keyfini çıkarttılar. Yarım saatimizi alan, bagaj kapısının paaattt diye zorla çarpılıp örtülmesiyle neticelenen bu mücadeleden sonra Sümela Manastırı’nı gezmek için yola çıktık.

Araba yerleştirmek sanattır…

Sümela

Vah ki ne vah! Acemilik ve çekingenlik kötü şey. Sümela Milli Parklar görevlilerine kamp yapılıp yapılamayacağını sorduğumuzda, bilgileri dahilinde olursa kamp için engel çıkartmadıkları cevabını aldık. Boş yere Maçka’da kamp yapmışız dediğimiz şahane bir orman. Tek eksiği düz alanın çok az oluşu.

Ormanda bir çocuk…

Bir vah da Sümela Manastırı’nın tadilatta oluşuna gelsin. Manastıra sadece eteklerinden bakabildik. İnsanı şaşırtan bir manzara.

Uzaklardan Sümela

Bu kadar yüksek bir yerde  yüzyıllar boyunca dayanacak yerleşik bir hayat düzenini kurmaları şaşırtıcı. Pekiyi biz geleceğe ne miras bırakıyoruz. Maalesef miras bırakmak bir yana hayat pınarlarını, yaşamlarını çalıyoruz. Gezilerin güzel yanı, bu yaman çelişkiyi her yaş grubuna somut ve rahatlıkla anlayabilecekleri netlikte gösteriyor olması. “Gezen bir çocuk ile metropolde alış veriş merkezlerine sıkışmış bir çocuğun bu mirasa katkısı denk mi olur?” deyip anın nimetlerini tatmaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Soğuk su akan çeşmelerinden su içip, coşkun derenin patikasında yürüyüş yapıp, bol bol gözlemden sonra biraz dinlenip tertemiz havayla ve doyumsuz manzarayla, Trabzon’a gitmek üzere vedalaşıyoruz.

Trabzon Ayasofya Cami

Trabzon şehir merkezi için ayrıntılı bir gezi planlamadık. Sadece Ayasofya Camisi’ne gittik.

Trabzon Ayasofya Camii

Geniş bir bahçeye ve güzel bir manzaraya sahip. Kiliseden Camiye çevrilmiş. Aynı zamanda müze özelliği de taşıyor. Yani sadece bir ibadethane değil.

Buradan sonra günün kötü sürprizi patlayan şişme yatak yerine mat almak için kamp malzemesi satan “Zigana Av” mağazasına gittik. Mağazada çeşit ve marka oldukça bol, kıt olan sohbet muhabbet. İhtiyacını al-çık konseptiyle çalışıyorlar. Biz de öyle yaptık. Trabzon merkez Karadeniz şehirleri içinde trafiğin en yoğun olduğu yer. Karışık, sıkışık sokaklarını ve caddelerini geride bırakıp şehir merkezinden çıktığımızda kendimizi şanslı hissettik.

Rotamız Uzungöl. Yaklaşık yüz km’lik bir tırmanış. Trabzon kısa turundan ve trafiğinden yorulan bücürler yola çıktıktan kısa bir süre sonra uyuyakaldılar. İlk molamızı Sürmene’de Bozo Pide’de vermek istiyorduk ama uykucular uyanmayınca pideciden paket yaptırıp çıkmak zorunda kaldık. Bozo Pide Karadeniz sahil yolunda doğu istikametinde giderken sağda kalıyor ve önünde geniş bir otoparkı var. Pidesine söyleyecek söz yok gerçekten çok güzel yolu düşenler denemeli. Biz pidelerimizi çocuklar uyanınca sakin bir mahallenin sokağında yedik. Gani Müjde’den anımsadığım “Gülmesini bilmeyen dükkan açmasın.” burası için söylenmiş olsa gerek. Pideler şahane lakin suratlar asık, insanların ağızları mühürlü. Müşteri memnuniyeti Karadeniz sahil yolundan 300 km hızla geçip gitmiş, tozunu bile görememişler. Maçka Sümela Kamping, Trabzon Zigana Av, Sürmene Bozo Pide müşteri ilişkisi yönünden benzer işletmeler. Hepsine hayırlı işler diliyoruz. Arzumuz bölgeyi ve insanını tanımak için az bir zamanı olan misafirlerine bundan sonra güler yüz göstermeleri ve sorulan sorulara cevap vererek sohbetlerini esirgememeleri.

Uzungöl – Doğadaki Katliamın Adı

Kıvrılan yollarda benim kaptan beye uykuyla yaptığım katkıyı tarif etmek mümkün değil? Kısaca anlatacak olursam şekerlemeyle tekerleme arası bir durum. Hem uyuyup hem de şoför beyin sorduğu sorulara cevap verme maharetini gösteren nadir co-pilotlardanım. Eee ikisi bir arada şampuanla saçını yıkayıp kepekten kurtulacağını, üçü bir aradalarla kahve keyfi yaptığını sananların çevrelediği dünyamızda benim gibi uykuyla uyanıklık arasında arafta kalmış co-pilotlara da yer vardır. Neticede yolların kıvrımı bitti, benim gözüm açıldı, baktım ki göle gelmişiz.

Uzungöl insanlığın kaybı. Burayla ilgili maalesef güzel bir cümle kuramayacağım. İnsan elinin doğaya nasıl zarar verdiğinin en güzel kanıtı. Derler ya: “Tam tezlik konu.” Ne manzara kalmış ne hava. Baktığınızda beton görüyorsunuz soluduğunuzda ise bir meydan camisinin yer altındaki umumi tuvaletinin kokusunu alıyorsunuz. Lafı daha fazla uzatmayacağım oraya harcadığım vakte zaten yanıyorum bu satırlarda bari vakit kaybetmeyeyim.

Uzungölün özeti :((

Kamp alanımıza gelince “Udsak” kamp alanı diye internetten bulduğumuz bir alan. Başka bir kamp alanı da zaten yoktu. Telefonla iletişime geçtiğimizde oldukça yardımcı oldular sağolsunlar. 2018’te ödediğimiz ücret çadır başı 50 tl oldu. Alan düz, çimenlik ve temiz. Tuvalet üzerimize yıkılmadığı için çok şanslıyız. Döküntü, pis, oldukça bakımsız. Alanda masa ve sandalyeler var. Yararlanmak istediğimizde – ki kahvaltıda lazım oldu- belli saatlerde kullanabileceğimizi söylediler. Daha doğrusu kullandırmayı pek istemediler. Telefonda iletişim kurduğumuz kişi de gittiğimizde orada değildi. Belki o olsa bu zorlamayla karşılaşmazdık. Yemek yiyecek ve bulaşık yıkayacak bir alan yok. Geniş düzlükte çocuklarla top oynadık. Akşam yemeğimiz hazır olunca karnımızı bir güzel doyurduk.

Manzaramız

Çocuklarla paylaşılamayan masalarda kuruyemişlerimizi yiyip, onlar ıhlamurlarını bizler çaylarımızı içtik. Geceleyin ise mekanı emanet ettikleri kişi, uyarılarımıza rağmen geç saatlere kadar yüksek sesle müzik dinlediği için çadırlarımıza girip dinlenmekte biraz geciktik.  Eee “mekanın sahibi” oydu. Velhasıl Uzungöl’de zihnen ve bedenen yorgun bir gece geçirdik.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest