Taşyaran Vadisi, Uşak ve Ulubey Kanyonu
Orta Batı Anadolu Turu 10. Gün
(6 Ağustos 2019)
Sabah kalktıktan ve bir önceki günden kalan bereketli tarhana çorbası ile kahvaltımızı yaptıktan sonra, çadırlarımızı toparladık. Önceki akşam geç saatlerde geldiğimiz için gezemediğimiz Taşyaran Vadisi kanyonunu gezmek için basamaklardan aşağı doğru indik. Suyun ve rüzgarın aşındırması ile kayaçlar adeta dantel gibi işlenmiş. Zaten vadi de ismini burdan alıyor. Kanyonun her köşesinde birbirinden yumuşak, yuvarlak hatlı kayalar ve oyuklar var. Taşların üzeri fazlasıyla kaygan ve tehlikeli. Kanyonda biraz ilerledikçe, bu tabiat harikasının renkleri de, fotoğraf meraklılarına muhteşem manzaralar sunuyor. Fakat rehbersiz, çocuklarla daha derinlere gitmekten çekindik.
Vadi tabanında bir süre dinlendikten ve sessizliği dinledikten sonra parktan ayrıldık. Doğruca, epeydir hakkında bir çok övgü duyduğumuz ve alanında nadide eserleri envanterinde barındıran Uşak Arkeoloji Müzesi‘ne gitmek için yola çıktık. Yaklaşık 45 km lik bir yoldan sonra merkezde bulunan müzeye ulaştık. Müzenin girişinde az sayıda arabayı alabilecek bir otopark mevcut.

Uşak, tarihte bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış, antik çağa kadar uzanan bir geçmişe sahip. Eski Tunç Çağına ait gaga ağızlı testiler, taş baltalar, Roma dönemine ait seramik kaplar, lahitler, yazıtlar, yakın çevrelerdeki ören yerlerinden elde edilmiş heykeller, Friglerin fibulaları ( ilk çengelli iğne ), tümülüsler ve en önemlisi de Lidya medeniyetine ait Karun’un hazineleri.
Müzenin ikinci katında oluşturulan özel alanda Lidya Kralı Karun’a ait, aralarında daha önce iki kez çalınarak yurt dışına kaçırılan Kanatlı Denizatı Broşu’nun da yer aldığı 432 parça sergileniyor. Kelimenin tam anlamıyla başına gelmedik kalmamış bu parçanın. 1968’de yöre halkı tarafından kazılarda bulunup önce antikacıya ordan da Amerika’ya satılır. 1984 yılında hazinenin New York Metropolitan Müzesi’nde olduğu belgelenir. On yıllık hukuk mücadelesinin sonunda Türkiye’ye getirilir. Lakin som altından broş yerinde duramaz, 2005 yılında Uşak Müzesinde sahtesi ile değiştirildiği, 2006’da fark edilir. Bu işi yapan kişinin, broşun zamanında Amerika’dan gelmesi için çabalayan müze müdürü olması kimine göre lanetli bir eser olduğunu gösterir. 2012’de Almanya’da bulunduğu öğrenilir, 2013’te nihayet memleketine geri getirilir.😅 Epey yorucu bir serüven! Müze, söylenenleri haklı çıkarırcasına bizi büyüledi. En azından yarım gününüzü burası için ayırmanızı öneririz.

Yol, müze ziyareti derken zaman su gibi akmış, karınlar da zil çalmaya başlamıştı. Önceden araştırıp yenilecekler listesine eklediğimiz döndürmelerden almak üzere, Halime Ablanın Döndürme Evi’ne yürüdük. Müzenin karşısındaki A101 marketin sokağında ilerleyince karşınıza çıkıyor. Mekanda sadece üretim yapılıyor, oturulacak yer yok. Bayram öncesi sipariş yetiştirmeye çalışan ablalardan balkabaklı ve ıspanaklı döndürmelerimizi, zeytinyağlı yaprak sarmamızı ve ağızda dağılan elmalı kurabiyelerimizi alıp merkezde bir parkta lezzetten mest olmuş halde tükettik. Özellikle kabaklı börek bir efsaneydi.


Sonrasında Uşak Halı Müzesi‘ni ziyaret etmek istedik ama tadilatta olduğundan binanın giriş katındaki üç halıya göz gezdirip ayrıldık.

Merkezde olan bir başka yer, Uşak Şehir Müzesi‘ne gittik. Konularına göre kısımlandırılmış ilgi çekici odaları var. Halı bölümünde meşhur Uşak halılarının Avrupalı ressamların tablolarında nasıl yer ettiğini gördük. Şeker fabrikası bölümünde ülkemizde üretilen ilk şekerlerle tanıştık. Asma katta Türkiye’nin ilk yerel televizyonu olan UKTAD TV’nin ekipmanları hakkında bilgiler edindik. Eskiden kullanılan gündelik eşyalar, yerel kıyafetler. Velhasıl eğlenceli vakit geçirdiğimiz emek verilerek hazırlanmış bir mekandı.
Gezeceğimiz yerler bittikten sonra alışverişimizi yapıp Ulubey Kanyonu’na doğru yola çıktık. Ulubey Kanyonu, Uşak’tan yaklaşık 40 km uzaklıkta ve Ulubey İlçesi sınırları içinde. Google Maps’de aradığınızda çıkan “Ulubey Kanyonu Tabiat Parkı” , kanyona yürüyerek girilen bir yer sanırım, biz kontrol ettiğimizde birşey bulamadık.

Bu yüzden asıl seyir terasının olduğu yere giderek manzaranın tadını çıkardık. Seyir terasına girerken galoş veriyorlar, giyiyorsunuz ve dikkatli adımlarla cam üzerinde yürüyüp muhteşem kanyonu seyre dalıyorsunuz ki çöp kutularından rüzgar ile uçup kanyonun çeşitli yerlerinde göz zevkinizi bozacak ve tabii bir güzelliğin aldığı hal-i pür melali yansıtacak galoşlarla karşılaşıyorsunuz. Yetkililerin bu duruma müdahele etmesi gerek. Amerika’daki dünyanın en büyük kanyonundan sonra ikinci sıradaki Ulubey kanyonu 77kmlik bir uzunluğa sahip. Derinliği 170 metreye kadar uzanan Kanyon, yerli yabancı turist akınına uğruyor. Rüzgar ve suyun aşındırmasıyla oluşan kayaçları, terastan pek bir görkemli görünüyor. Doğal ve bakir kalması dileklerimizle…
Milli Parkların resmi uygulamasında Ulubey Kanyonu Tabiat Parkı’nda kamp yapılabilir yazıyor. Biz ilk başta kamp yapılabilir bir alan göremedik. Görevliler, ilerdeki mesire alanında kalabilirsiniz, dediler ama gidip baktığımızda, akşam çok hareketli(!) ve gürültülü olacağa benziyordu. Cam terasın görevlisi tuvaletlerin hemen arkasında bir kamp alanı tarif etti. Kanyon girişine gelmeden sağ tarafta bir kapı olduğunu farkettik. Girdiğimizde henüz tamamlanmamış ama tabelaya göre iki yıl önce bitmiş, bahsedilen milli parklara bağlı kamp alanını bulduk. Hemen çadırlarımızı kurup, hava kararmadan yemek-içmek işlerimizi hallettik. Tuvalet görevlisi akşam erkenden tuvalete kilit vurup gitmiş. Allahtan yakında bir restoran vardı da orada ihtiyaç giderdik, zira sabah saat 10’da bile açılmamıştı wc.


Yat borusu ile herkes çadırlarına girdi, lakin rüzgar öyle kuvvetli esti ki gece boyunca, inşallah sabaha yattığımız yerden kalkarız, dualarıyla uyuduk.



























































