Kopenhag’da Bir Gün: Saraylar, Kanallar ve Bitmeyen Adımlar

12 Temmuz – Turun 8. Günü

Bugün günlerden Kopenhag! Dostlarımızın evinde uyanmanın verdiği rahatlıkla sabah çok acele etmeden kalktık. Kahvaltımızı yapıp yollara düşerken haritadan konumumuza bir baktık; dile kolay, 8 gün içinde Avrupa’nın kuzeyine, İskandinavya’nın kalbine kadar çıkmıştık. Bu kadar kısa sürede bu yolu nasıl devirdik diye şaşırmayı bir kenara bırakıp, “süper güçlü” günlük biletlerimizi aldık ve kendimizi Kopenhag metrosuna attık.

Macera Başlasın

Yeşilin ve Tarihin Kesişimi: Botanik Bahçesi

Şehir merkezine iner inmez ilk durağımız Kopenhag Botanik Bahçesi oldu. 1874 yılında kurulan bu bahçe, özellikle devasa dökme demir ve camdan yapılmış palmiye eviyle meşhur. İçeride çeşit çeşit egzotik bitkiyi ve kuşları izlerken Kopenhag gezimize huzurlu bir başlangıç yaptık.

Bahçeden çıkarken hemen yanındaki Danimarka Ulusal Müzesi‘nin girişini de gördük ancak müze gezmek ciddi vakit istediğinden, bu hazineyi bir sonraki Kopenhag ziyaretimize erteledik.

Müze girişindeki meteor

Akşam Gelecez İnş…

Yürümeye Devam

Eski Bir Dost ve Saraylar Rotası

Yürümeye devam ederken, daha önce evimizde misafir ettiğimiz bisikletli gezgin dostumuz Caroline ile buluştuk. Caroline bugün bize Kopenhag’ın dar sokaklarında gönüllü rehberlik yaptı. İlk olarak Christian X heykeli önünden geçtik. Kendisi, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgali altındaki Kopenhag’da her sabah atıyla korumasız şekilde şehri gezerek Danimarka halkına moral ve direnç aşılayan efsanevi bir kral.

Gralll

Caroline ile birlikte Amalienborg Sarayı’na doğru adımladık. Yol üzerinde, o meşhur devasa yeşil kubbesiyle Frederik Kilisesi (Mermer Kilise) bizi karşıladı. Yapımı yaklaşık 150 yıl süren bu kilise, Norveç mermerlerinden inşa edilmiş ve Avrupa’nın en büyük kubbelerinden birine sahip.

Amalienborg’un bahçesine ulaştığımızda ise yine o meşhur nöbet değişimine denk geldik. Prag ve Berlin’den sonra bu kaçıncı şansımız, artık biz bile şaşırmaya başladık! Bu saray, aslında dört özdeş binadan oluşuyor ve Danimarka Kraliyet ailesinin kışlık ikametgahı olarak kullanılıyor.

Nehir Boyundan Nyhavn’a

Sarayın ardından rıhtıma indik. Bir yanda modern mimarisiyle Kopenhag Opera Binası‘nı karşıdan izledik, diğer yanda şehrin o meşhur kartpostallık görüntüsü olan Nyhavn (Yeni Liman) evlerine ulaştık. 17. yüzyıldan kalma bu rengarenk evler eskiden gemicilerin konakladığı salaş yerlermiş, şimdilerde ise şehrin en popüler noktası. Etraf o kadar kalabalıktı ki, Danimarka’nın o sessiz kamp alanlarını bir an için özlemedik değil.

Kraliyet Danimarka Tiyatrosu binasının önünden geçerek Christiansborg Sarayı’nın bahçesine yürüdük. Burası dünyanın tek binada üç devlet gücünü (yürütme, yasama ve yargı) birleştiren tek yapısı olmasıyla ünlü.

Kraliyet Danimarka Tiyatrosu
Christiansborg Sarayı

Saray bahçesinde soluklanıp tarihi dokuyu içimize çektik. Kopenhag Belediye Binası (City Hall) kapalı olduğu için meydanda biraz durup Caroline ile vedalaştık.

Rosenborg Sarayı ve Kraliyet Hazinesi

Günün finalini, internetten önceden randevusunu aldığımız Rosenborg Sarayı ile yaptık. 1600’lerin başında Kral IV. Christian tarafından “yazlık ev” olarak inşa edilen bu saray, Hollanda Rönesansı stilinin en zarif örneklerinden biri.

Son Enerjiler
Saray gibi saray

İçerisi tam anlamıyla bir tarih hazinesi! Kraliyete ait kişisel eşyaların ötesinde, sıkı korunan mahzenlerde Kraliyet Hazinesi sergileniyor. O pırlantalarla süslü taçları, asaları ve kılıçları görünce insanın gözleri kamaşıyor. Danimarka’nın krallık tarihini bu kadar yakından hissetmek bizi epey etkiledi.

Günü Kapatırken

Son enerjimizle sarayı da gezdikten sonra metroya atlayıp evimize döndük.

Ayaklarımıza resmen karasular inmişti. Evin konforunda akşam yemeğimizi yiyip dinlenmeye çekildik. Kopenhag yordu ama kesinlikle buna değdi.

Altın vuruş 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest