Manavgat-Side-Çıralı Kampı

26-29 Ekim 2019

29 Ekim’in Salı gününe gelmesinden dolayı, bu günü haftasonu ile birleştirme planlarını çok önceden yapmıştık. İstanbul ve Konya ekipleri olarak, İzmir civarlarında bir kamp alanında buluşup 3 yada 4 gün kamp yapmayı planlıyorduk. Fakat İstanbul ekibinin arabasının bozulması ile planlar suya düştü. İçimizdeki doğa sevgisi ağır bastı ve Rahatbatangiller Konya şubesi olarak Antalya civarında kamp yapmak için harekete geçtik.

26 Ekim Cumartesi günü malzemeler hazırlandı, arabaya yerleştirildi, ekipman kontrolleri yapıldı ve saat 15:00 de Antalya’ya doğru hareket edildi. Uzun zamandır çadırımızdan ayrı kaldığımızdan, kamp için çok heyecanlıydık.

Ekipmanlarımız hazır

3 saatlik bir yolculuğun ardından, güneş batmak üzereyken ulaşabildik Manavgat’a. Malum, evden biraz geç çıkmıştık. Havanın kararması ile daha önce de kamp yaptığımız Manavgat Belediyesi Kamp Alanı‘nda bir gece kalmaya karar verdik. Gezinin ilerleyen günlerinde batıya doğru yol alacaktık.

Manavgat

Kamp alanında birkaç tane kampçı ve karavancı dışında kimsecikler yoktu. Bu mevsimlerde Antalya’yı daha çok seviyoruz. Hem nem ve sıcak olmuyor (ki biz sıcağı sevmeyiz), hem de bütün kamp alanları ve sahiller bize kalıyor.

Çadır alanımızı belirledikten sonra aracımızı parkedip otağımızı kurmaya başladık. Kamptan uzun bir süre ayrı kalınca minikler çadır kurma işine gönüllü oldular.

Biz de yemek hazırlıklarını yaptıktan sonra keyfimize baktık. Yemeğimizi yedik, çaylarımızı içtik ve sonrasında uzun bir süre ayrı kaldığımız uyku tulumlarımızın içine girip, mis gibi havanın tadını rüyalarımızla harmanladık.

Çadırımız normalde 3 kişilik, ayrıca campervan olarak tasarladığımız minibüsümüzde de rahatlıkla 2 yetişkin ve 2 çocuk kalabiliyor. Biz Asya doğmadan önce 4 kişilik bir aile olarak çocuklar ile çadırda konaklardık. Ama aile 5 kişi olunca haliyle bir kısmımız çadırda bir kısmımız da arabada kalmaya başladık. Çadır seven kişiler olarak her daim çadır favorimiz ama annenin ve bebeğin gece sürekli uyandığı düşünülürse şimdilik onlar minibüste takılıyorlar, biz de çadırda. Otağın kapasitesini arttırana kadar sanırım bir süre böyle idare edeceğiz.

Yakın oteldeki düğünün şamatasına rağmen, gecemiz iyi geçti ve sabah erkenden kuş sesleri ile uyandık. Kampın en sevdiğim yanı, erken kalkıp güne erken başlamak. Bu sayede vakti dolu dolu yaşama şansınız oluyor.

Sabahın ilk ışıklarının Manavgat Çayı üzerinden doğuşuna tanık olup, plajın sakinliğinin keyfini çıkardık.

Gün Doğumu
Manavgat sahilde günün ilk ışıkları

Sonrasında güzel bir kahvaltı yaptık. Öğlen saatlerine kadar çocuklar çeşitli oyunlar oynarken biz de doğayı ve evlatları seyrettik şükürle.

Öğlen saatlerinde çadırı toplayıp kamp alanından ayrıldık. Side merkeze gidip ufak bir Şehir turu yaptık.

Öğlen namazlarımızı kılıp, yemeğimizi de burada hallettikten sonra Antalya’nın batısına doğru hareket ettik. Birkaç saat yolumuz olduğundan, çocuklar arabada şekerleme yaparak bir sonraki kamp alanı için enerji depoladılar.

Çıralı

Yol üstünden akşam yemeği ve sabah kahvaltısı için birkaç şey aldıktan sonra ikindi vaktinde Çıralı’ya vardık ve kendimize uygun bir kamp alanı aramaya başladık. Carettaların yumurtlama sahası olmasından, bölge koruma altında ve sahil şeridi kamp ve karavan parkına yasaklanmış.

Vahşi kamp yapmak istemediğimizden Çıralı sahilin sonunda, bize daha sakin ve sessiz gelen Engin Camping‘e yerleşmeye karar verdik. Limon ve portakal ağaçları içerisindeki bu şirin kamping, tuvalet ve banyosu biraz şantiyeden bozma olsa da bize göre kamp standartlarına uygun. Kişi başı 30 lira ve çocuklardan ücret talep edilmiyor.

Kamp alanı lezzetleri

Bölge her sezon bu şekilde mi bilmiyorum ama çoğunlukla Rus turistler ile dolu. Yanartaşın büyüsüne kapılıp gelenler de var, Likya yolunu adımlayanlar da. Caretta Carettaların yumurtlama sahası olması da, bölgeyi ayrıca bir cazibe merkezi yapıyor. Anlayacağınız bölge tarihi, doğası ve sunduğu diğer güzellikleri ile vatanımızın en güzide köşelerinden. Ziyaret için en uygun vakit bize göre sonbahar ya da ilkbahar, zira yazın bölge çok kalabalık oluyor.

5 aydır orada konaklayan dünya tatlısı Melek Teyzemiz ile eşinin karavanlarının yanına çadırımızı kondurduktan sonra akşam yemeğimizi afiyetle yedik. Çocuklar etrafı keşfederken biz de yol yorgunluğumuzu demli çaylarımız ile attıktan sonra ertesi gün için enerji toplamak adına erkenden uykuya daldık.

Gece çadıra düşen yağmur damlaları ninni gibi gelmiş olacak ki son derece iyi bir uyku çektik. Sabah da kuş ve dalga sesleri ile uyandık. Günün ilk ışıklarını sahilde karşılayıp kahvaltımızı yaptıktan sonra yanartaşa çıkmak için enerjimizi topladık.

Kamp alanımız

Çıralı Yanartaşlar

Beydağları milli parkı sınırları içerisinde yer alan Çıralı ( Khimaira ) eski bir Likya kenti. Antikçağlardan bu yana hiç sönmeden yanan ateş, bir doğal gaz kaynağının çatlaklardan yeryüzüne çıkmasıyla oluşuyor.

Girişteki görevli, yerlere çöp attılmasını engellemek için mi, yoksa yukarıya çıkmaya üşendiğinden midir bilmiyorum, girişte elimize çöp poşeti tutuşturup 1 yada en fazla 2 adet pet şişe yada çöp getirip getiremeyeceğimizi sordu. Herhalde en azından kendi çöplerini getirmelerini umarak bu hareketi yapıyor ve bana göre güzel yapıyor.

Çöp poşetimizi alıp bu doğal güzelliği görmek için tırmanışa geçtik. Çocuklar ile bu yolu çıkmak zor olsa da basamak basamak ayarlanmış yolda seke seke, yanartaşlara yaklaşık yarım saatte ulaştık.

Tırmanış

Bölgenin keyfini çıkarıp, antik zamanlardaki halini hayal edip bir süre sonra kamp alanımıza geri döndük. Ufak bir öğle yemeğinin ardından, güneşi sahilde batırdık.

Sahil Keyfi

Akşam da geleneksel kamp yemeğimizi, eriştelerimizi yedikten ve ufak bir yürüyüş yaptıktan sonra çadırımıza çekilip günün tatlı yorgunluğu ve güzel anıları ile uykuya daldık.

Ertesi sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra kamp alanından ayrılmanın burukluğu ile çadırımızı toplayıp sakinlerle vedalaştık.

Elveda kedicik…

Hedefimiz Olimpos Antik Kentiydi.Çıralı sahilden yürüyerek de ulaşılabilecek kente, çıralıya tekrar dönmeyeceğimizden araçla gitmeyi tercih ettik.

Olimpos Antik Kenti

Kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, M.Ö. 168-78 yıllarında basılan Likya Konfederasyon sikkelerinde adı geçmekte olan kent, arkeolojik ve doğal sit alanı olarak koruma altında. Tarihçilere göre, M.Ö. 80 yılında Zenniketes isimli Kilikyalı bir korsan tarafından ele geçirilen kent, 78 yılında Romalılar tarafından, haçlı seferleri sırasında Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin istilasına uğramış. 15. yy’da Fatih Sultan Mehmet döneminde de Osmanlı İmparatorluğuna katılmış, lakin Türk yerleşimin olmadığı kent sadece göçerler tarafından kışlak olarak kullanılmış. Su kanalları, surlar, lahit mezarlar gibi kente ait pek çok kalıntı görülebilir. Müze kart ile girilebiliyor.

Rahatbatangiller Olympos’da

Tarih kokulu birkaç saatin ardından Olimpos Plajında biraz vakit geçirdik.

Olimpos Sahil

Karnımızı yakınlardaki caminin bahçesinde doyurduktan sonra artık yola çıkmaya hazırdık. Buraya gelecekler için bilgi vermekte fayda var, cami kamp için uygun değil ama bahçesi mola vermeye müsait. Toparlanıp yola çıktık ve uzun bir yolculuğun ardından evimize ulaştık.

3 günlük kısa turumuzun ardında öğrenilen birçok bilgi, keşfedilmiş birçok yeni tarihi yer, hayran kalınmış doğal güzellikler ve daha sayamayacağımız pek çok şey bıraktık. Bunları yaşarken bazen yorulduk, bazen sıkıldık, bazen şaşırdık, bazen çok mutlu olduk, bazen hüzünlendik ama bütün turlar gibi bu turun da en güzel tarafı, ailemizle paha biçilmeyen birçok anı biriktirdik. En kısa zamanda yenilerini yaşamak dileğiyle…

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir