Slovenya Aktarmalı Viyana Yolculuğu Başlasın

14.07.2024 Pazar

Bugün iki ülke sınırı geçip akşama kadar yolculuk yapacağımız için yine sabah erkenden kalktık. Planımız, Slovenya’nın başkenti Lübliyana şehrini turlayıp, iki gün kalacağımız Avusturya’nın başkenti Viyana ya varmaktı. Vira bismillah deyip, iki ayrı evde kalan ekip üyeleri olarak buluştuktan sonra erkenden yola koyulduk.

Sessiz Zagrep Sokakları

Merhaba Slovakya

İlk durak olan Lübliyana , sınırdan yaklaşık bir buçuk saat uzaklıktaydı. Ülkeye girdiğimiz andan itibaren, tabloyu andıran düzenli köyleri, yemyeşil doğası ile kendine hayran bıraktı bizi Slovenya. 23 nisan kutlamalarının beyaz kostümlü sarışın Sloven çocuklarından tanıdığımız ülke , bereketli iklimiyle cennetten bir köşe adeta.

Yollar görülesi…
Bol Yeşillik

Pazar sabahı olduğundan, şehir bir miktar sessizdi. Aracımızı park edip uygun bir yerde geceden hazırladığımız sandviçlerimizi yedikten sonra güzel şehir Lübliyana’yı adımlamaya başladık.

Aha Yakalandık 🙂

Şehrin ortasından geçen Ljubljanica  nehri , pitoresk köprüler ve nehir kenarındaki kafeler Lübliyana nın en belirgin simgelerinden . Üçlü Köprü (Tromostovje) ve Ejderha Köprüsü (Zmajski most) gibi yapılar bu nehir üzerinde yer alıyor.

Birkaç saatlik turun ardından, şehirden ayrılmadan önce Lübliyana Müslüman Kültürü Merkezi‘ne uğradık. Farklı bir mimaride inşa edilmiş cami epey ilgimizi çekti. Katar’ın katkıları ile 2020 yılında yapılmış. Diğer camilerde olduğu gibi yine birçok aktiviteyi bünyesinde barındıran merkezde bir kahve içip yolumuza devam ettik.

Lübliyana Merkez Camii

Viyana Yollarında

Saat 11 sularında başlayan bu yolculukta, hanımlar kaptan köşküne geçtiğinden beyler olarak arkada dinlenmeye çekildik. Yaklaşık 4 saat sürecek olan yolculuk bu şekilde başlamış oldu.

Sen gökyüzünde doğan güneş, ben yollarda çilekeş

Hanımların Çevirmeye Girmesi

Yolculuğun bu bölümünde unutulmayacak anılardan bir tanesi, Sloven polis ekibinin bizi çevirmesi oldu. Aracımızla hareket halinde iken önümüze geçip , “Fallow me” tabelası ile kendilerini takip etmemiz istendi. Küçük çaplı adrenalin yüklemesi yaşasak da , yasadışı bir halimiz olmadığından sakince sağa çektik. Evrakları kontrol ettikten sonra bizi azad ettiler. Böylece kaldığımız yerden devam ettik.

Sollama beni sollarım seni

Merhaba Viyana

16:00 sularında mehter eşliğinde Viyana’ya girdiğimizde, tur boyunca yaşamadığımız bir karşılamaya şahit olduk. Düğün konvoyundaymışız hissi veren korna sesleri ile gurbetçi olduğunu düşündüğümüz vatandaşlarımızın , Türk plakalı bizleri selamlamaları , kanımızı coşturan bir sürprizdi . Tabiki ay yıldızlı bayrağımızı açarak bu heyecanı paylaştık. 🙂

Yorulmuş ve acıkmış halde, enerjimizi yükseltme ihtiyacı içinde ilk dönerciye çektik. Avusturya’daki ender(!) Türk dönercisini bulmak çok da vakit almadı.

Ailenizin dönercisi 🙂

Vasat sayılabilecek bir dönerle, şarjımızı yükseltip aracımızı orada bıraktıktan sonra hedeflediğimiz noktaları adımlamaya başladık. Amacımız , akşam olmadan bir kaç yer görebilmekti.

Are you ready ?

Belvedere Sarayı

Kısa bir yürüyüşün ardından Belvedere Sarayı’na ulaştık. İki parçadan oluşan barok stilde bir saray. 1668-1745 yıllarında Savoy Prensi Eugen in emri ile mimar Johann Lucas von Hildebrandt‘a yaptırılmış. Yukarı Belvedere Sarayı’nın en önemli özelliği ise 15 Mayıs 1955’te Avusturya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra özgürlüğüne kavuştuğu anlaşmanın burada imzalanmış olmasıymış.

Rahatbatangiller Belveder‘de

Sovyet Savaş Anıtı

Bahçesini gezip , bol bol fotoğraf çektikten sonra yürüyüşümüze devam ettik. Kutsal Haç Katolik Kilisesi – Muhafız Kilisesi‘nin önünden geçip büyük bir anıta ulaştık.

Tanıdık İsimler …

Yapının üzerindeki rusça yazılar ilgimizi çekti. Sonradan araştırdığımızda biraz ters köşe olduk zira anıt, İkinci Dünya Savaşı sırasında Viyana’yı Nazi Almanyası’ndan kurtarmak için Viyana Taarruzu‘nda hayatını kaybeden 17.000 Sovyet askerinin anısına inşa edilmiş. “Mevcutta Rusya-Avrupa ilişkilerini düşününce ne kadar büyük ironi! ” görüşü aklımızda dolaşırken gezimize devam ettik.

Kazın ayağı perdeli 🙂

Bu adamlar ne yapıyor?

Anıtın az ilerisinde bir platform üzerinde değişik hareketler yapan kalabalık bir grubu izlemeye koyulduk. Açıkçası ne yaptıklarını tam anlamadık. Bir liderin taklidini yaparak hareket etmek üzerine kurulmuş teatral gösteriyi arkamızda bırakarak yola revan olduk.

Karl Kilisesi

Sıradaki durak, yürüyüş rotamız üzerindeki Karl Kilisesi idi. Viyana’nın en önemli Barok mimari yapılarından biri olan kilise (Aziz Charles Kilisesi), görkemli ve eklektik tasarımıyla şehrin silüetinde öne çıkan bir yapı.

18. yüzyılın başlarında Orta Avrupa’yı kasıp kavuran ve 1713’te Viyana’ya da uğrayan büyük veba salgınının sona ermesinin bir adağı olarak Kutsal Roma İmparatoru VI. Karl tarafından yaptırılmış. İmparator, salgın biterse veba hastalarının koruyucu azizi olarak bilinen Aziz Charles Borromeo‘ya adanmış görkemli bir kilise inşa etme sözü vermiş. Kilisenin inşasına 1716’da başlanmış ve yapı 1737’de tamamlanmış. Maalesef 18:00 de kapanıyormuş , içini gezemedik, bir dahaki sefere diye not aldık zira şehre epey ısınmıştık. Sanırım tekrar uğramayı hepimiz isteriz.

Viyana Devlet Operası Binası ve Albertina Müzesi

İki tarafımızdaki tarihi ve görkemli binaların manzarası eşliğinde yürümeye devam ettik. Viyana Devlet Opera binasının önünden geçip , Albertina Müzesinin yanındaki yeşil alanda mola verdik.

Viyana Devlet Operası

Bir süre dinlenip, belirlenmiş son noktamıza doğru kalan enerjimizle tekrar yola koyulduk.

Heykeltraş ne demek istemiş sizce?

Aziz Stephan Katedrali

Yürüyüş yolunda , değişik manzaralar ve görülesi sokaklar bize eşlik etti. Nihayetinde etkileyici Aziz Stephan Katedrali ile karşılaştık.

Maşallah

Viyana’nın ve Avusturya’nın en önemli Gotik mimari eseri olan Aziz Stephan Katedrali, sadece dini bir merkez değil, aynı zamanda tarihte çok önemli bir yere sahip olan , şehrin ulusal bir simgesi. Yaklaşık 137 mt olan Güney Kulesi “Steffl” (Küçük Stephan) olarak sevgiyle anılırmış 🙂 . Tamamlandığı dönemde Avrupa’nın en yüksek yapılarından biriymiş. Ayrıca Kuzey kulesinde asılı duran “Pummerin“, Avusturya’nın en büyük çanıymış.

Saatin de ilerlemesi ile yorgunluk iyiden iyiye çökünce, arabayı alıp gelme vazifesi tabi ki araç sürücüsüne düşmüştü. Saatin de ilerlemesi ile yorgunluk iyiden iyiye çökünce, aracı alıp gelme vazifesi tabi ki araç sürücüsüne düşmüştü. Metro ile arabayı bıraktığımız yere gidilerek, ekip üyeleri şehir merkezinden itina ile toplandı.

Sırada , gezinin heyecanla beklenen kısmı konaklama yerine doğru hareket vardı. Merak edilmesinin sebebi, labirenti andıran odalara sahip koskoca bir daire olmasıydı. Yolda , akşam atıştırmalığı için markete uğranacaktı ama marketler erkenden kapanıyormuş. Bu bilgiye sahip olmadığımız için öylece ekmeksiz kalmıştık. Kara kara düşünürken evin olduğu sokağa arabayı park ettik ve eşyalarımızı daireye taşıdık.

Gurbette Türk Dayanışması

Biz arabayla ev arasında gidip gelirken , Türk plakalı aracı gören bir gurbetçi hemşehrimiz selam verdi. Kısa bir muhabbetten sonra ekmek sorunumuzu anlattık kendisine. Oralara hakim olduğundan , ekmek alabileceğimiz bir pizzacıya götürdü bizi. Pizzacı dediğime bakmayın, pizza, pide ve bunun gibi ürünlerin hepsini yapıyor . Tanışıp şehir hakkında kısa bir bilgi aldıktan sonra mutlu mesud mekandan ayrıldık. Zira artık ekmeğimiz vardı yanımızda. Umutsuz bir anda karşımıza çıkan yardım için şükettik.

Yemeklerimizi yedik. Evi keşfettik , çocuklar sessizce saklambaç oynadı , oda taksimi yapıldı. Yaz sıcağında kliması olmayan bir mekanda oturmak bunalttığı için , günü uykuyla noktaladık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest