Karadağ, Dubrovnik ve Bosna Hersek’e Merhaba

10.07.2024 Çarşamba

Sabahın Nurunda Budva Eski Şehir Turu

Alışık olduğumuz üzere sabah namazlarımızı kılıp, sırt çantalarımızı arabaya yükledik ve sabah 7.30 da araç bin komutu ile merkeze sürdük düldülü. Çocuklar ve hatunlar çocuk parkında oyalanırken, beyler aracı park etti. Saat 8.00 sularında City Park’ta ağaçların gölgesinde sandviçlerimizi yedik, kuşları besledik ekmek kırıntılarıyla. Dün akşam bizi korkutan nem etkisini göstermeden eski şehre doğru adımlamaya başladık.

Enerji Yükleniyor…

Old Town diğer adıyla Stari Grad 4. yy’da kurulmuş. O zamandan bu zamana Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Venedik Cumhuriyeti ve Karadağ Krallığı gibi pek çok uygarlığa beşiklik etmiş. Old Town kısmına Roma İmparatorluğu ve Venedik Cumhuriyeti damgasını vurmuş. 1667’de şiddetli bir depremle hasar alan bölge yeniden inşa edilmiş.

Daracık Yollar

Labirent gibi daracık sokakları, taş binaları, renkli kapıları, panjurlu pencereleri, kıvrılmış kedileri, kafeleri, hediyelik eşya dükkanları ve şehrin kapısından geçip gördüğümüz Adriyatik suları ile Budva, bambaşka bir dünyada hissettirdi hepimizi.

Holy Trinity Kilisesi

Old Town’ın tarihi dokusunu yansıtan Holy Trinity Kilisesine dışardan baktık. Dış cephesindeki süslemeler, kabartma ve freskler dikkat çekiciydi.

Sırbistan Ortodoks Kilisesine bağlı olan yapı 1804’te inşa edilmiş. Kırmızı beyaz taşları, kemerler boyunca intizamla dizilmiş. Budva eski şehriyle hepimizi tarihte bir yolculuğa çıkardı. Aslında doğal güzelliklerini de görmek güzel olurdu ama rotamızın yoğunluğu nedeniyle 10.00 gibi kente veda edip Karadağ’daki ikinci durağımız Kotor’a doğru sürdük arabayı.

İstikamet Kotor

Yaklaşık kırk dakika sonra menzile ulaştık. Unesco Dünya Mirası listesinde bulunan Kotor, Karadağ’da bir sahil kasabası. Kotor Körfezi 1000 metre yüksekliğe varan dağlarla çevrili ve yeşil dağları denize dikey olarak uzanmakta.

Eski şehrin içinde pek çok kilise katedral var. Bunlardan en önemlisi 12. yy’da inşa edilmiş Aziz Trypon Katedrali. Aziz Trypon, Kotor’un koruyucu azizi kabul edilirmiş. Saint Nicholas Kilisesi ise Ortodoks hiristiyanlara ait. İçeri girdiğinizde yakılan tütsülerin kokusu ve azizlerin ikonları karşılıyor sizi.

Bir de Kotor’un denizcilik tarihinin sembolü olarak denizcilik müzesi vardı ama içeri girmedik. Zamanında Barbaros Hayreddin Paşa’nın bizzat kuşatıp alamadığı tek şehirmiş Kotor ve bahsettiğim müzede atamızın adı Korsan Barbarossa olarak anılmış. Kısa şehir turumuzu tamamlayıp 12.45 gibi arabalı vapura geçtik.

Avrupada İlk Arabalı Vapur Tecrübesi

Yol Manzaramız

Yolculuğumuz yaklaşık 15 dakika sürdü. Yanımızda park etmiş olan ticari taksinin wifisinden faydalanıp memleketle telefon konuşmamızı yaptık bu sırada. Araçla karaya geçince Kamenari’de bulduk kendimizi. Burdan da yine araçla Hırvatistan sınırını geçip Dubrovnik’e doğru devam ettik.

Hırvatistan Geçişi 1. Round 🙂

Karadağ’dan Hırvatistan’a geçerken ilk defa bir sınır kapısında sigara taşıyıp taşımadığımız ısrarla soruldu ve birkaç çantamızı ve kutumuzu incelemek istediler, gayretleri boşunaydı ama çocuklar için farklı bir tecrübe oldu.

Karadağ – Hırvat Sınırı

Hoşbulduk Dubrovnik 🙁

Ortam Gergin…

Üç saatlik bir yolculuktan sonra 15.30 gibi Dubrovnik’te olduk. Dubrovnik’te bizi şaşırtan ilk durum otopark konusunda kendi vatandaşları için uyguladıkları pozitif ayrımcılık oldu. Tarihi şehre yakın noktalardaki tüm otoparklar Hırvatlar için rezerveydi.

Çocukları ve hanımları şehir girişinde indirip mecburen şehrin yaklaşık 2 km dışındaki otoparka arabayı park etmek zorunda kaldık. Budva, Kotor yürüyüşünden sonra otoparkın uzak oluşu can sıkıcı olmadı değil.

Çok Sıcak…

Sıcak ve Tarih

Dubrovnik surları, yapıları, caddeleri, çeşmeleri bakımından Budva ve Kotor’a nazaran oldukça zengin. Bu da haliyle daha çok yorulmak demek. Elbette surlar ve Aziz İgnatius Kilisesi için tırmanılan basamaklar sıcak hava ve nemle birleşerek bu şehri gezmek için yanlış bir takvim belirlediğimiz sonucuna ulaşmamızı oldukça hızlandırdı. Olsundu gelmişsek gezecektik.

Barok merdivenlerle tırmandığımız, 1729 yılında Cizvitler tarafından tamamlanmış Aziz İgnatius Kilisesi okul ve kiliseden oluşmuş bir kompleks olarak Barok üslubunun Dalmaçya kıyılarındaki nadide örneklerinden. Bu sebeple önündeki meydanla birlikte şehrin en güzel festival alanıymış.

Meryem Ana’nın Göğe Kabulü Katedrali

Merdivenler ve meydan fotoğraf çekmek için de birbirinden güzel fırsatlar sunar. Şehirdeki ikinci durağımız ise Katedral oldu. 3.Haçlı seferi dönüşünde fırtınaya yakalanıp sığındığı Dubrovnik’e yüklü miktarda maddi bağışda bulunan İngiliz kralı Aslan Yürekli Richard’ın, Katedralin ilk inşasına katkısını anmasak olmaz. Lakin bu kiliseden günümüze deprem nedeniyle bir şey kalmamış.

Halihazırda ziyaret ettiğimiz kilise 1713 yılında tamamlanmış. Yapılan çalışmalarda katedralin bulunduğu alanda 7. yy’dan kalma dini yapılar bulunduğu tespit edilmiş.  Ayrıca Katedral dini hayatın merkezi olduğu gibi ekonomik hayatın da merkezi olmuş. İçinde bulunan Hazine Dairesinin 3 anahtarını Rektör, Piskopos ve Cumhuriyet sekreteri muhafaza etmekteymiş.

Sıcak,Çok Sıcak…

Biraz dinlenmek için Rektörlük Sarayının hem gölgesinden hem ücretsiz wifisinden yararlandık.

Dinlenmece

Bu kısa moladan sonra Dubrovnik caddelerini ve sokaklarını keşfetmek için yürüyüşe çıktık.

Öğlen ve ikindi namazlarını kılmak için Dubrovnik’in tek mescitinde uzun bir mola verdik. Şehrin kalabalıklığından buranın sakinliğine geçmek hepimizi oldukça keyiflendirdi. Özellikle de çocukları, zira iç içe geçmiş odalardan oluşan her mekan onlar için birbirinden farklı oyunlar oynamak için farklı fırsatlar sunuyor. Bizim içinse gölge ve serinlikte hem rahatça ibadet etmek hem de dinlenmek oldukça rahatlattı.

Dubrovnik’te Adımlamaya Devam

Mescitten sonra 15 yy.da yapılmış çokgen yapılı anıtsal Onofrios Çeşmesinde yüzümüzü ve kafamızı yıkayıp bununla da yetinmeyip şapkalarımızı da ıslatarak büyük Stradun caddesinde ,  şehrin sokaklarında kaybolmak için gerekli hazırlıklarımızı tamamlamıştık.

İstikamet Bosna Hersek

Yürüyüş rotalarımızın bitişiyle tekrar batıya doğru yolculuğumuza devam ettik. Hedefimiz bugünkü istirahatgahımız olan Caplijina’ya doğru yola çıktık.

Otopark Yolu Yokuştur…

Güzergahımız seyir açısından sunduğu manzaralar, modern ve alışık olmadığımız şekilde ücretsiz köprüleriyle oldukça zevkliydi.

Yoldan Manzaralar

Hırvatistan toprakları bu bölgede Bosna Hersek toprakları nedeniyle kesintiye uğruyor. Hırvat hükümeti de Peljesac Köprüsüyle Bosna Hersek sınır kapılarını kullanmamak için karayoluyla adeta bypass yapmışlar.

Hırvatistan – Bosna Hersek Sınır Geçişi

Merhaba Caplijina

Yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculukla akşam 19.30 gibi Caplijina’ya ulaştık. Sakin bir şehir yaşasınn!!

İlk Bosna Camisi

Arabadan iner inmez kalacağımızın evin altındaki marketten alış verişimizi yaptık. Bu akşam iki aile büyük bir evde birlikte kalacaktık. Çocuklar, bir arada kaldığımız büyük evler ve kadehler konusunda çok hassas. Biri oyundan diğeri meraktan.

Akşam Yemeği (nden kalanlar)

Uzun bir gün, uzun bir yol, çok uzun yürüyüşler, 3 ayrı old town turu ve 3 ayrı ülke aynı güne sığar mı sığar ama yetişkinlerin gözü yatakta olur.

Günün özetini video olarak izlemek isterseniz buyrun…

Karadağ, Dubrovnik ve Bosna Hersek’e Merhaba” için bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest