Alperenler Tekkesi, Mostar ve Saraybosna

11.07.2024 Perşembe

Sabahın Rutinleri

Sabah namazından sonra toparlanıp çıkmak rutinimiz oldu. Geceden filtreli sürahide içime hazır hale getirdiğimiz sularımızı şişeleyip dolaba atarken bir taraftan sandviçlerimizi hazırlamak ve tabi ki kıyafetlerimizi çamaşır makinesinde şöyle bir çevirmek… Sahi biz ne ara uyuyup da dinlenip enerji topluyoruz, bilmiyorum.

Sabah Rızıklarımız

Kravitse Şelalerinde Kahvaltı Keyfi

Arabaya yerleşip bir gecelik az konağımıza el sallamamız saat sekiz civarıydı. Sekiz buçukta Kravitse Şelalerine varmıştık. Hava sıcak, göl dolayısıyla da nemliydi. Yetişkinler için 20 km, 7-18 yaş çocuklar için de 10 km alıyorlar girişte.

Ulaz 🙂

Trebizat nehri üzerindeki çağlayanın yüksekliği 25 metre ve şelalenin tabanındaki gölün yarı çapı 120 metre.

Çok Güzel

Yemyeşil ağaçlarla çevrili bu karstik gölde suya atlamamak için zor tutmuş olabiliriz kendimizi. Etrafta atıştırmak için cafe restoran gibi yerler var. Saat 10 a kadar sandviçlerimizle kahvaltımızı edip, suya taş atıp, yusufçukları seyrettik, ve bizi çağıran yollara düştük yeniden.

Kahvaltı Zamanı
As Bayrakları As

Merhaba Osmanlı Şehri Poçitel

Sanki karadenizde seyahat ediyormuşuz gibi hissettiren Bosna, bol su kaynaklarıyla cennetten bir köşe.

Maşallah

Neredva nehrini takip ederek yarım saatte Poçitel şehrine ulaştık. 1471 den 1878 yılına kadar Osmanlı imparatorluğunun askeri merkeziymiş. Daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun bünyesinde stratejik önemini kaybetmiş, bu sayede mimari özelliğini koruyabilmiş. 1993 Bosna savaşı sırasında Hırvatlar tarafından zarar verilmiş, 16. yy eserleri tahrip edilmiş, şehrin nüfusunun büyük bir kısmı yerinden edilmiş. 2000 yılından beri Bosna Hersek federasyonu Poçitel’i koruma programı başlatmış, böylelikle hasar gören eserlerin restorasyonu ve halkın evlerine geri dönüşünü teşvikle burayı yeniden canlandırmaya çalışıyormuş.  Saat 11 gibi bu şirin Osmanlı yerleşiminden ayrıldık.

Poçitel’den Neredva’ya bir bakış

Alperenle Tekkesi’ne Doğru


İstikamet Alperenler Tekkesi yani Blagaj. Yarım saatlik bir yolculukla ulaştık mekâna. Araba parkı için 4 km , tekkeye girişte de kişi başı 10 km ücret ödeniyor. Kayalara sırtını dayamış bu tekke 15. yy da dervişler tarafından yaptırılmış ve halen kullanılmakta.

İçerisinde Anadolu ve Rumelinin fethi sırasında önemli rol oynayan Bektaşi babası Sarı Saltuk un da türbesi var. Mağaranın hemen yanı başında Buna nehrinin doğduğu suya inen merdivenlerde oturup ayaklarımızı serinlettik.

Soğuk suyla gözü açılan çocuklar nehrin tabanındaki binlerce bozuk parayı görünce dalıp o paracıkları kurtarmayı düşündüler ama yüzmek yasaktı. Tekkenin girişindeki balık restoranlarında karnınızı doyurup, çay kahve içebilir, manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Saat 12.40 gibi buradan da ayrıldık. 

Mostar’a Kavuşangiller

Yaklaşık 30 dakika sonra Neretva nehrinin kıyısında yer alan Mostar şehrine ulaştık. Şehir, savaşta büyük zararlar görmüş, evlerin duvarlarında kurşun izleri hala duruyor.

Kurşun İzleri

Müslümanlar Mostar’ın doğusuna, Hırvatlar batısına yerleşmiş. Tarihin izinde sokaklarda yürüdük. Havanın sıcaklığı bizi dondurmacıya yönlendirdi ve önceden işaretlediğimiz Gelateria adlı mekânda bir nebze serinledik.

Dondurmam Kaymak

Dondurmanın sağladığı rahatlama ile adımlayarak Karagöz Bey Camii ne uğradık. 16. yy. dan kalma bir Osmanlı camisi. Yapının mimarı kayıtlarda belirtilmemiş ama ustalar Dubrovnik’den gelmiş.

Sonrasında taş döşeli sokaklarda yürüyüp öğle namazları için Koski Mehmet Paşa Cami’ni ziyaret ettik. Caminin dış duvarlarında kurşun delikleri vardı.

Delik Deşik 🙁

Artık istikamet şehre ismini veren Mostar Köprüsü. Neretva nehri üzerindeki bu tarihi köprünün orijinali Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından 1566 da inşa edilmiş, ta ki 1993’te Hırvat güçleri tarafından yıkılana dek. Eski haline uygun olarak yeniden inşa çalışmaları 1997 de başlayıp 2004’te sonlanmış ve Prens Charles tarafından açılmış. Köprünün yapımında temel, beden duvarları ve zemin güçlendirmesini Türk şirketi olan Er-Bu üstlenmiş. Geleneğe göre şehrin erkekleri nişanlılarına cesaretlerini ispatlamak için düğün öncesinde 24 metre yükseklikteki köprüden atlarlarmış. Biz gezerken de gördük ki parayı veren kahramanlar, köprüden atlayabiliyor.

Mostar Hatırası

Sonrasında nehrin buz gibi sularına ayaklarımızı soktuk. Mümkün olsa yüzmeyi çok isterdik ama deniz kıyafetlerimiz, planlar dahilinde yanımızda değildi.

Yemyeşil Saraybosna Yolu

Saat 15.00 de bu cennet şehirden ayrıldık ve Saray Bosna’ya doğru yola koyulduk. Yaklaşık iki saat sonra Müslüman bir ülkede olmanın rahatlığıyla yolda Zdrava Voda et lokantasında durduk, karnımızı doyurduk. Yorumlara bakılırsa epey övülmüştü lakin Konya furun kebabının yerini tutamadı tabiki.

Birtakım Etsel faaliyetler

Elhamdülillah deyip tekrar düştük yollara. Çocuklar sıcağın ve yorgunluğun etkisiyle uyuyup dinlendi.

Merhaba Saraybosna

Saat 19.00 gibi şehir merkezindeydik, artık konaklama yapacağımız evlerimize yöneldik. Herkes kendi hanesinde tazelenip soluklandı ve tekrar buluşup Saray Bosna’nın çarşısını gezmeye çıktık.

Akşam ezanının okunmasıyla en yakınımızdaki Hünkâr Camii ne girdik, cemaatle namaz kıldık. Fatih Sultan 2. Mehmet Camii olarak da bilinen yapı 1457 yılında yapılmış bir Osmanlı eseri. Osmanlı imparatorluğunun Bosna fethi sonrasında, Saray Bosna da yapılan ilk esermiş. Evliya Çelebi, eseri Seyahatname de de bahsetmiş buradan. 

Cami Gören Masumlar

Saray Bosna’nın kalbi Baş Çarşı epey kalabalık ve canlı bir meydan. Biraz dolaştıktan sonra Gazi Hüsrev Bey Camii ne geldik. Bosna sancakbeyi Hüsrev Bey tarafından 1531 de Mimar Sinan’a inşa ettirilmiş.

Daha önceden işaretlediğimiz İmaret fırınına uğradık, akşamın dokuz buçuğunda tazecik mis kokulu ürünler bulmak mutlu etti hepimizi. Dopamin yüklenmiş bir halde biraz daha turladık.

Loading

Önünde papanın heykelinin olduğu gösterişli Kutsal Kalp Katedralini dışardan seyrettik.

Sönmeyen ateş anıtında, 2. Dünya Savaşında ölenleri andık.

Sönmeyen Ateş

Ertesi gün cuma olduğundan sela verilmeye başlandı. Ferhadiye Camiinde cemaatle yatsı namazlarımızı kıldık.

1579 tarihinde Bosna sancak beyi Ferhad Paşa adına Mimar Sinan’ın adı bilinmeyen bir öğrencisi tarafından yapılmış eser 1993 te Sırplar tarafından yıkılmış. 2014 te Tika işbirliği ile cami aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş.
Saat 23.00 gibi yorgun ama mutlu evlere dağıldık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest