Maraş-Arsus-Hatay

Efendim, yolda olmanın heyecanı kanınıza işlediyse, bayrammış- kurbanlıklarmış-aile büyüklerini ziyaretmiş-küçükleri ağırlamakmış falan hepsi bahane. Çok şükür bayrama eriştik, elhamdülillah kurbanlıkları ayırdık dağıttık, ziyaretlerimizi de eda ettik, gözümüz yollarda. Planımız, ne zamandır ihmal ettiğimiz amcamız ve değerli ailesiyle bayramlaşıp, onların gönüllerini almak, sonra yakın bir yerlerde deniz hevesimizi gidermekti. Rahatbatangiller ekibinin dışında bu yolculukta bize annemiz de eşlik ediyordu. Bu yüzden standart rahatsız (!) kamp ortamlarından farklı bir geceleme planlamıştık.

Kurban bayramının 3. günü sabaha karşı saat 04:00’da Kahramanmaraş’a doğru yola çıktık. 6 saatlik bir yolculuğun ardından Kahramanmaraş’a vardık. Şehrin girişinde Mehmet Amcamız, her zamanki nezaketiyle bizi karşıladı. Vadettiği kırmızı halılar, eskortlar, davul-zurna olmasa da onun o samimi kucaklaması ve sıcacık bakışları, yitirdiğimiz babamızı hayırla yadettirdi bize. Zira gitse de hepimizi boynu bükük bırakıp, en kıymetli varlıkları dostlarının sevgisi miras kaldı evlatlarına. Mehmet amcanın önderliğinde, şerefli hanesine vasıl olduk.

Sevdiğim ne çok insan var,
özlediğim ne çok insan.
Hepsinin bir bir ayağına varsam,
bir acı kahvelerini içsem,
hatırlarını sorsam.
A.Kadir

Eve vardığımızda Nazire teyzemizi, çoluk çocuk torun torba tamtekmil hazırlanmış bizleri bekler bulduk. Mükellef bir kahvaltı sofrası da masada göz kırpıyordu yolculara. Hasret giderip kahvaltımızı yaptıktan sonra Mehmet Amcamızın Göksun Yeşilköy’e bağlı Ortamış mezrasındaki bahçesine doğru revan olduk. Yaklaşık 1 buçuk saatlik bir yolculuğun ardından doğası ile bizi büyüleyen bahçeye ulaştık.

Keyif

Bölge cevizleri ile meşhur. Aynı zamanda Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazasının olduğu Keş dağına da çok yakın.Şehir merkezinde sıcaklık 43-44 derecelerde iken burada bunalmadan yeşilin içinde suyun serinliğinde vakit geçirdik.

Temiz havanın tadını çıkarırken, akşam bizim için planlanan sofranın da hazırlıkları başlamıştı. Et ve mangal deyince Maraş’ın erkekleri işini ustalıkla yapan birer sanatkar.Usulünce, sakin ve derinden usul usul hazırlandı sofralar. Gelinler ve kızların hazırladığı köz sebze salataları, sadece beni yesen bile damakta lezzet patlamaları yaşarsın, dedirtecek cinstendi.Bahçeden kendi ellerimizle topladığımız badem salatalıkların tadına doyulmadı, çocuklar gelip gidip yediler.Semaverler hiç susmadı, tavşankanı çayımızın yanında incecik cips şeklinde tarhana ve taze ceviz yedik afiyetle.Ailecek güleryüzlü hoşsohbetli misafirperverler, gelene geçene selam verene kapıları açık, Allah ağızlarının tadını bozmasın.

Kavun içinde Maraş Dondurması

Akşam yemeğimizi yiyip üstüne mis kokulu küçük kavun külahlarında sunulan Maraş dondurmasıyla taçlandırdık lezzetleri. Nihayet toparlanıp tekrar Maraş merkeze döndük. Göksun’un serinliğinden sonra şehrin sıcak havası bizi epey bunalttı fakat yorgunluğun da etkisi ile güzel bir uyku çekmemize engel olamadı.

Sabah yine Nazire Teyzenin ve kardeşimiz Kevser’in ellerinden muhkem bir kahvaltı yaptık kavurmasıyla, kaymağıyla, zengin kahvaltılıklarıyla. Kısa bir Maraş turu (bayram münasebetiyle pek çok yer kapalıydı yoksa Maraş filinin kemiklerinin de sergilendiği arkeoloji müzesi de dahil daha çok yer gezerdik.) yapmak muradı ile Maraş merkeze gittik. Hava o kadar sıcaktı ki gezmek çok kolay olmayacak gibi duruyordu, dile kolay 46 derece gösteriyordu kent meydanındaki termometreler.

İlk olarak, emmoğlu Hacı ile, Kahramanmaraş Belediyesi tarafından düzenlenen “7 Güzel Adam Edebiyat Müzesi ve Kütüphanesi”ni gezmeye gittik. Müze tarihi Maraş Lisesi binasına kurulmuş, bir dönem TRT de yayınlanan 7 Güzel Adam dizisinde de kullanılan okul. Maraş’ın şairler şehri kimliğine uygun olarak tasarlanmış ve Maraş’ta yetişmiş edebiyatçılar hakkında detaylı bilgi vermekte. Gidilip görülesi bir müze.

Müzeyi gezdikten sonra diğer emmoğlu Arif ile tarihi Maraş Çarşısına gittik. Eski çarşı Maraş’ın el işçiliği örneklerinin görülebileceği bir yer bakırcıları, ahşap oymacıları, meşhur Maraş bıçakçılarıyla. Açık olan oymacı dükkanı Hakkak’ın el emeği göz nuru işlemeli sandıklarını, kilitli takı kutularını, sehpalarını pek bir beğendik lakin iki aile tek araba olunca yer kısıtlılığından almaya yeltenmedik.

Maraş Çarşısı

Sıcak bir taraftan, sabilerin ‘yeter artık !’ sesleri diğer taraftan yorulduğumuzu farkedip hem dinlenmek hem de öğlen namazlarımızı kılmak için Ulu Cami’ye yürüdük. Cami Maraş’ta görülmesi gereken mekanlar arasında ilk sıralarda yerini alır. Cami-i Atik, Cami-i Kebir adlarıyla da anılan yapı, Dulkadiroğulları Beyliği döneminde Süleyman Bey tarafından 1442-1454 yılları arasında yaptırılmış. Enine dikdörtgen plânlı yapının çatısı ahşaptan. Minaresi, bölge camilerindeki gibi kapalı şerefeli. Üstü çifte şemsiye çatıyla örtülmüş ve küçük bir külâhla kapatılmış. Ceviz ağacından sedef kakmalı bir mimberi var. Mihrap dikdörtgen bir pano içerisinde olup, çevresi çeşitli geometrik motiflerle bezelidir. Bizler ibadet ve soluklanma ile meşgulken kardeşimiz Arif, Doğan unlu mamüllerinden, meşhur Maraş tuzlu çöreklerinden almaya gitmiş yolluk olmak üzere bize.

Sıcaktan bunalan camiye atmış kendini

Tekrar Ulucami önünde birleşip, emmoğlunun çocuklar için hazırlamış olduğu sürprizle buluşmak üzere arabalara bindik. Oğlanların klasik otomobil merakı amcayı harekete geçirmiş, bir zamanlar sahibi olduğu eski Chevrolet İmpala aracını temin edip kısa bir gezi planlamıştı Arif. Çocukların ve hatta bizim de, arabayı görünce gözlerimizin içi parlamıştı.

Impala…

Yayla gibi geniş içiyle, hor hor hor çalışan güçlü sesiyle ve tabi kız gibi güzel görüntüsüyle hepimizi etkiledi araç. Hele bir de içine atlayıp, camları açıp, sürücüsünün geniş kavislerle bizleri bir sağa bir sola yatırarak gezdirmesi kendimizi Amerikan filmlerindeki artizler gibi hissettirdi. Bu havalı şehir turunun ardından, cömert ev sahibimizin elceğizleriyle sardığı zeytinyağlılarımızı, bizler için aldıkları tereyağlı Maraş çöreklerimizi, Arif şekerlemeden fıstık ezmelerimizi, Özşerbetçi kırmızı biberlerimizi ve tabiki olmazsa olmaz meşhur Maraş dondurmalarımızı azık olarak kabul edip Arsus’a doğru yola çıktık.

Yolun sürprizleri

3 saatlik bir yolculuktan sonra Arsus’da önceden rezervasyon yaptığımız Erdal Pansiyona ulaştık. Pansiyon, merkezin dışında ve sahile çok yakın bir mekan. Havası fazla nemli olmadığından ve sürekli bir esinti olduğundan hiç bunalmadık. Şartlar çok iyi olmasa da konukları için kısıtlı imkanlarını seferber etmeye çalışan Hallederiz Erdal abi ve eşi güleryüzlerini eksik etmediler. Maksat çocukların deniz ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve dahi hanımları nem ve sıcaktan fazla muzdarip etmemekti ki ikisine de nail olduk. Geldiğimiz akşam, saatin geç olmasından dolayı akşam yemeklerimizi yiyip denize girmeden o günü tamamladık. Çocuklara farkettirmedik ama pansiyonda kalan diğer sakin olmayan sakinler yatmadan önce yarım saat kulaç atıp geldiler, demekki gece de girilebiliyormuş.😁

Arsus geçmişi Roma dönemine kadar giden kalıntılarla çevrili tarihi bir bölge. Denize girdiğimiz yerde önce ayaklarımızda sonra vücutlarımızda tuhaf çimdiklemeler hissettik. Deniz gözlüklerini takıp suyun altına şöyle bir bakınca havuz şeklinde taşlardan oluşumlar farkettik. Tabi içinde de akvaryum misali irili ufaklı bir sürü balık. Meğer gelip gidip dürtükleyenler de bunlarmış. Önce biraz tedirgin oluyorsunuz ama sonra alışıyorsunuz. Kulaç atıp uzaklara açılmak yerine daha çok suyun altındaki güzellikleri keşfettik. Birkaç gün denizin ve mekanın tadını çıkardık ve ailemizle beraber çok güzel anılar biriktirdik.

Denize gidengiller
Ballı Ballı

Sonrasında görmek istediğimiz Hatay merkeze doğru sabahleyin yola çıktık. İskenderun merkeze gidip meşhur Petek pastanesinden, kahvaltı için ufak atıştırmalıklar alıp yolumuza devam ettik.

İskenderun Petek Pastanesi

Belen’de durup yürüyen bulutları seyrederken bir taraftan da aldıklarımızın tadına baktıktan sonra Hatay’a doğru yola devam ettik. İlk hedefimiz Arkeoloji müzesiydi.

Hatay arkeoloji müzesi bölgenin zenginliklerini tam anlamıyla bünyesinde toplamış. Yeni binasına taşınması sanırım daha fazla eserin sergilenmesine ve daha fazla ziyaretçinin eserleri görmesine yardımcı olmuş. Emeği geçen herkese buradan teşekkürür bir borç biliriz. Müzenin en dikkat çekici eseri şüphesiz Kral Suppiluliuma’nın heykeli.(Adını bile yazmak çok zor.) Kimilerine göre sırt çantalıların şaşkın kralı 🙂 Ama müze gerek heykelleri gerek mozaikler eserleri ile etkileyiciydi. Lahit bölümünü gezmeyi unutmayın. Gezmelere doyamadık ama önümüzde hem gezilecek çok mekan hem de uzun bir yol olduğundan ancak birkaç saatimizi bu müzeye ayırabildik. Ama müze en az 1 gün gezmeyi hakediyor.

Arkeoloji müzesinden çıktıktan sonra yine Hatay’da görülesi yerlerin başında gelen St. Pierre Kilisesi’ne geçtik. Aziz Petrus Kilisesi olarak da bilinen kilise kayalara oyulmuş ve hristiyanlığın en eski kiliselerinden olarak kabul görmüş.

Kliseden çıktıktan sonra Hatay merkeze geçtik. Araba parketmenin çok zor hatta imkansız olduğu merkezde hanımları ve çocukları Ulucami’ye bırakıp aracı yerleştirdikten sonra biz de onlara katıldık.

Hatay Ulucami, tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 6. yy da Memlukluler tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Namaz kılıp hem dinlendik hem de caminin tarihi hakkında biraz okuma yaptık.

Karnımız iyiden iyiye acıkmıştı. Guruldayan midelerimize ziyafet için Antakya Uzun Çarşının içinden geçerek, Asi Nehri’ne doğru yürüyüp Sultan Sofrasına geçtik. Yoğurt Aşı, oruk, kaytaz böreği, tepsi kebabı, kağıt kebabı, aşur (keşkek gibi), humus, çıtır kabak ve nihayet künefe. Azar azar isteyip hepsinin tadına baktık. Herbiri birbirinden güzel lezzetler. Annemizin kesesine bereket, yine cömertlik ve eliçabuklukla çocuklarına ikramların en güzelini sundu.

Kısa bir vakitte Hatay’ın çok küçük bir kısmını görmenin burukluğu ile bu kozmopolit şehirden ayrılarak Konya’ya doğru hareket ettik. Kah uyuduk kah uyandık, kah sıcaktan bunaldık kah fırtınada kaldık ama tadı damağımızda kalan bir yolculuğu daha arkamızda bıraktık. Yolun çağrısına kulak vereceğimiz bir sonraki serüveni iple çekerek kürkçü dükkanına geri döndük.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest