Yason Burnu-Ordu
Karadeniz Turu 4. Gün
28 Haziran 2018
Kumsalın hemen yanı başına kurduğumuz çadırda dalganın sesi bizi biraz rehavete sevk etti. Uykunun tadına vardık. Belki de bugün gideceğimiz mesafenin çok uzun olmayışı çadırdan geç çıkmamızın nedeniydi. Ordu’ya gidecektik , hepi topu 27 km. Sanki tatil günüydü bizim için. Çocuklar uyanır uyanmaz denize koştular. Biz de tembelliğin zevkini çıkarta çıkarta geç kahvaltımızı hazırladık. Kuzular denizde biraz oyalandıktan sonra hep beraber soframıza geçtik. Yorgun çocukları doyurmak ne kadarda kolay.

Kahvaltıdan sonra Karadeniz’in en güzel sahillerinden birinin keyfine çocuklarla birlikte biz de ortak olmak istedik. Daha sonra plajdaki duş alanında buz gibi suyla yetişkinler duş yaptı ama kuzular daha şanslıydı kamp duşu torbamız onların imdadına yetişti. Sabahtan beri ısınan 20 lt su dördüne de yetti.


Toparlanma ve yola çıkma vakti geldi. Öğlenleyin Ordu’ya doğru gitmek üzere yola çıktık. Çok kısa bir yolculuktan sonra Ordu’ya geldik. Bu gece Ordu Öğretmenevinde konaklayacaktık. Öğretmenevinin hemen altında bir çay bahçesi ve çocuk parkı var. Çocuklar parkta oyalanırken biz de soğuk maden sularımızı yudumladık. Daha sonra odalarımıza yerleştik ama çocuklar denizde yoruldukları için birazda normal yatağı özlediklerinden banyodan sonra uyuyakaldılar.
Mahmut’la ben de çamaşırları yıkayacak bir çamaşırhane aradık çarşıda ama bulamadık. Kuru temizlemecilere baktık; ilk baktığımız yer öğretmenevinin hemen yanındaki İmren kuru temizleme oldu. Buranın uzman çalışanıyla konuştuğumuzda evde yaptığımız çamaşır makinesine kirliyi at, gözüne deterjanı koy, program ve ısı ayarını yap, biraz bekle sonra temiz çamaşırlarına kavuş sisteminin bir fiyasko olduğuna nerdeyse ikna olacaktık. Ayrıca beyefendiye göre beyaz ve renkliler ayrımı çok tekdüzeydi. Aslı şu olmalıydı: Beyazlar, siyahlar, maviler, sarılar, yeşiller … yani her renk kendi rengiyle yıkanmalıydı. Biz Türkiye’deyiz Türk’ümüz var, Lazımız var, Kürdümüz var, Çerkezimiz var … desekte ikna olmayacağını anladık. Ne ebru sanatı ne medeniyetler beşiği ne de karma mevzularına girmeden kapıyı dışarıdan örtüp uzaklaştık. Kg şeklinde çamaşırların elimizden alınıp hesap yapılırken her bir kıyafete nerdeyse kuru temizleme ücreti istenecek olması endişesinden kapıyı çarptık mı onu tam olarak hatırlayamıyorum. İkinci durağımız Özen kuru temizlemeydi ve aradığımız bakış açısını burada bulduk. Tüm kirliler tek seferde makineye atıldı ve tambur dönmeye başladı, işte globalleşen dünya düzeni, her şey bir arada dönüyor dönüyor…
Görevimizi yerine getirmenin iç huzuruyla bir Ordu tostunu hakkettiğimizi düşünerek tostçu Kahraman’a doğru yürüdük. Ordu çarşısında doğu istikametine doğru 1,5 km yürüdüğünüzde sağda kalıyor. Çok övüldüğü için beklentiyi biraz yüksek tutmuşuz galiba ama aradığımız farklı bir tost lezzeti bulamadık. Tostun içine konan sucuğumsu ise ilerleyen saatlerde de sindirim sisteminde varlığını hissettirdi. Bu öğünü çocuklar olmadan mideye indirdiğimiz için rahatsızlandığımızı ise aklımıza bile getirmedik.
Çarşıya doğru dönerken kapanan gökyüzü ve çiseleyen yağmur öğretmenevine varış süremizi biraz kısalttı. Dönüş yolunda öğretmenevinde iyice acıkan ahaliyi doyuracak bir mekan gözümüze ilişti. Öğretmenevinin bitişiğindeki Şükrüye Hanım Mantıları. Mekan özenli hazırlanmış ve çalışanlarda çok ilgili. Hatta Kerem’in gözünde arpacık çıkmıştı, üzerine koymak için bir diş sarımsak istedik hemen yardımcı oldular. Mantı, börek çeşitlerinden little little into the middle düzeninde bir tercihte bulunduk ve pişman olmadık.
Buradan bir dondurmacı tavsiyesi alarak Denizciler dondurmaya yürüdük. Şöyle tarif edeyim mantıcı öğretmenevinin doğu, dondurmacı ise batı komşusu hepsi Süleyman Felek Caddesinde. Dondurma ise vasattı. Bol kepçe ama özel bir tat yok. Ne sahlep ne de keçi sütü gibi bir fark yaratan ya da olması gereken lezzeti de hissedemedik.
Dondurmacıdan çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı. Mekik diplomasisi her zaman iyidir, yine yönümüzü doğuya çevirip teleferiğe yürüdük ve Boztepe’ye çıktık. Teleferikteyken ayağımızın yerden kesilmesiyle oluşan içimizdeki tuhaf hissiyata sis, bulut, yağmur bir de çeşni olarak gökyüzünü aydınlatan şimşekler dahil olunca Boztepe’ye ulaşmak biraz uzun sürdü.


Tepede hediyelik eşyacılar, çay bahçesi, restaurant var. Bunları bir tarafa bırakalım daha önemlisi tertemiz hava, çakan şimşeklerle aydınlanan gökyüzü ve Ordu manzarası. Çay bahçesinde fokurdayan çayımızı yudumlarken bu manzaraya uykusu geldiği için fıkırdayan kuzular eşlik ediyorlardı. Çadırdan sonra öğretmenevinde yatma heyecanıyla paçalarımızdan çekiştirilerek tekrar teleferikle şehir merkezine indik.


Medeniyetin cazibesine yenik düşmüştük ve bu geceyi bulutlar altında ya da dalgaların sesiyle değil dört duvar arasında geçirecektik.
