Borçka Karagöl’e veda, Artvin Kafkasör’e Merhaba
Karadeniz Turu 10. Gün
4 Temmuz 2018
Gergin bir geceden dingin ve sessiz sabaha merhaba dedik.
Çadırlar bayağ ıslanmış ama kurutma imkanı yok. Yerlerde çamurlu olduğu için çadırları kurumadan toplayıp kahvaltıyı tesislerin bulunduğu yerdeki çardaklarda yapmaya karar verdik.
Tesislerin orda bu saate turist veya gezgin yok sadece restaurant kısmının çalışanları bahçeye masa atmışlar kahvaltı yapıyorlar. Bizim de bir kısmımız kahvaltı hazırlığına bir kısmımız çocukları avutmaya başladı.

Restaurant çalışanlarının sofrasındaki patates kızartmasını gören kuzular patates kızartması aşı erdi. Hay kuzum kızartmayı ne yapacaksın çevrede türlü ot var dediysek de anlatamadık. Uzun süredir kızartma yemeyince gayet normal karşıladık ama elde patates yok. Gittik restauranta patates kızartması satın almak istediğimizi söyledik olumsuz cevap alınca çocukların canının çektiğini yardımcı olamayacaklarını sorduk aldığımız tepki yine olumsuzdu. Dünden beri bu çalışanlardan olumlu cevap alabileceğimiz bir talepte nasıl bulunamadık diye kendimize çok kızdık. Yalnız şunu fark ettik güzelim, yem yeşil, ter temiz doğanın içine iki ayaklı betonlarla çarpık bir metropol zihniyetini hakim kılmışlar. Yaşasın çimento!
Neyse -bu kelime de neleri görmezden gelmemizi sağlayıp insanı hemen “bir teselli ver!” moduna sokuyur.- diyip kahvaltımıza çocuklara güzel bir hayat dersi vererek başladık “elinizdekinin kıymetini bilin.” Ellerinde ne mi vardı? Islanmış bir yavru kuş. Yerde uçamayan bir yavru kuşa ilk yardım hizmeti verip kuşu kahvaltımıza misafir ettik.

Biraz toparlayan kuşu tekrar sahibi olduğu güzelliğe bıraktık. O mu bize misafirdi biz mi ona misafiriz o da ayrı bir soru?
Elimizdeki nimetlere şükredip göl turuna çıktık. Gölün çevresinde taş, tahta ve çamurlaşmış toprak yollardan oluşan bir parkur var. Bu saydığımız yol çeşitlerinin hepsi kullanımdan dolayı bozulmuş ve çok sıhhatli değil.
Bir de tüm melekler bana secde etti ise yeryüzü de bana çöplük kılınmıştır diye düşünen süperego sahiplerinin ellerindeki çöpü sağa sola serperek oluşturduğu defolu doğa görüntüsüne parkur boyunca şahit oluyorsunuz.

Turu tamamladıktan sonra bir de kayık sefasıyla gölün etrafından çevreyi seyrettik.
Kayık turundan sonra çevreyi biraz daha dolaşıp tesislerin arka kısmında küçük başka bir göl daha olduğunu gördük bu manzaranın da temaşasından sonra çok methini duyduğumuz Camili Maçahel’e doğru Karagöl’den ayrıldık.
Hayaller Maçahel Ama…
Turumuz esnasında kiralık arabalarıyla cellat gibi araba kullanışlarını gördüğümüz Arap turistlerden oldukça kaçınmaya çalıştık. Maalesef asfalt yola çıkamadan düz çölde araba kullanan Arap, dar ve virajlı yolda direksiyonu yolun şekline göre çevirmeyip üzerimize çıkmaya çalışınca kaçmaya çalıştık ama bu seferde yol kenarındaki taş lastiğimizi yırttı. Herif arkasına bakmadan bastı gitti.

Lastiği değiştirmek için bin bir zahmetle doldurduğumuz bagajı boşalttık. Stepneyi taktık lakin stepnede hava, bizde de pompa yok. Birkaç kişiye el ettik, fazla beklemeden dönüş yolunda olan başka biri durdu sağ olsun, pompayla stepneyi şişirdik.

Stepne ince teker olduğu için yeni lastik almak için düşük bir hızla yokuş aşağı Borçka’ya inmek zorunda kaldık. Zafira nazla çıktığı yokuşu yine nazla indi. Bu ufak kazadan dolayı Borçka sanayisini ve şehir merkezini turlayınca vakit kaybettik sonuç olarak rotamızı Camili Maçahel’den Artvin Kafkasör yaylası olarak güncelledik.
Hedef Kafkasör Yaylası
Neyse=hayırlısı gibi kelimelerle yapılan plan değişikliklerinden sonra bir teselli arayışı gönlünüzde oluyor ama bu arayışın cevabını her zaman net olarak bilmemiz mümkün değil. Rahat bir yol: tüneller, asfalt, vadiler ve güzel bir manzara ile Artvin merkeze vardık.

Karnımız iyice acıktı. Dost tavsiyesi bir dönerciyi merkezde biraz aradık sonra kapandığını öğrendik. Dönerciyi sorduğumuz bir esnaf arkadaş bizi başka bir lokantaya yönlendirdi hatta selamımı söyleyin sizi iyi ağırlasınlar bile dedi. Allah’ım yardımcı olmak ve iyilik düşünmek mayayla mı alakalı boyayla mı bilemedim? Tavsiye edilen mekana gidip hava kararmadan kamp kurulacak yeri belirlemek için zaman kaybetmeden paket yaptırıp, alışverişte yapıp Kafkasör’e çıktık.

Kafkasör şehir merkezine çok uzak değil ama yol -bu notlarda en çok duyduğunuz sıfatı fazlasıyla hakkediyor.- virajlı.

Yaylada bir mescid var valiliğe ait olduğunu sonradan öğrendiğimiz otel tabelalı misafirhanenin hemen yanında. Oradaki piknik masalarında öğlen ve akşam yemeğini cem edip karnımızı doyurduk. Düzlük bir yerdi kampı da burada kuralım dedik.

Misafirhanedeki görevli yanımıza geldi. Herhalde bizi buradan gönderecek derken o güzel mayayla mayalanmış ya da Allah’ın güzel boyasıyla boyanmış bir zat olduğunu merhabasından, hoş sohbetinden, bize yardımcı olmaya çalışmasından anladık. Mescidin önünde sabitlenmiş bir çekme karavan vardı biz karavandakileri rahatsız etmeyelim diye düşündüğümüzden karavandan, mescitten ve misafirhaneden uzak duralım diyorduk. Görevli abimiz “Karavanı hafta sonu hakim bey kullanıyor karavana ve mescide yakın çadır kurun daha rahat edersiniz.” diyince çadırlarımızı karavanın çevresine kurduk.

Mescitte sıcak su, duş ve elektirik, alt katta da tuvalet vardı. Hatta sıcak suyla duş bile aldık. Tertemiz bir uykuya dalmak üzere çadırlarımıza çekildik.





















