Perşembe Yaylası – Yason Burnu
Karadeniz Turu 3. Gün
27 Haziran 2018
Geceleyin bulutlar içinde daldığımız uykumuzdan yine bulutlar içinde uyandık. Daha gün ağarmamıştı. Günün ilk ışıklarıyla bir Karadeniz klasiği yaylada bulut denizi manzarasını görebilir miyiz umuduyla yüksekçe bir yerlere çıkalım dedik. Çocuklar daha uyanmamıştı sorumsuzca mı şımarıkça mı diyelim onları çadırlarında bırakarak kamp kurduğumuz alanın yanındaki tepeye çıkmaya karar verdik. Kamp daha doğrusu piknik alanının kapısı geceden kilitlenmiş önce onu tırmanmak zorunda kaldık. Çocukluğumuzdan beri demir kapılardan tırmanıp atlamamıştık. Tepeye doğru tırmandıkça aradığımız, merak ettiğimiz, fotoğraflarda gördüğümüz o güzel manzara güneş doğdukça kendini göstermeye başladı. Ne diyelim, darısı sizin başınıza.



Paçalarımız, ayakkabılarımız suya girmiş gibi ıslandı. Yoldan geçen emektar çoban bizim bu halimizi görünce “çiğ”e karşı özellikle uyardı. Çocuklarını okutmuş, evermiş ama hala sürüsünden vazgeçmemiş; Aybastı yaylasının semiz otlarıyla kuzularını, koyunlarını beslemeye çıkmış erkenden.

Tekrar demir kapıdan atlayarak kamp alanına girdik. Kahvaltı hazırlanacak, bizim kuzular da karınlarını doyuracaktı.


Kahvaltının ardından güneş etkisini artırdı. Biz de çadırlarımızın dış katmanlarını, ıslak kıyafetlerimizi kurutmak için ip gerdik ve kurutulması gereken ne varsa kuruttuk. Çok uzun olmasa da çadır ipinin bir kısmını bu iş için ayırmanız gerekli yer kaplamayan birkaç mandal da bulundursanız iyi olur.


Çamaşırlar kururken kamp alanına elinde tırpanıyla ot kesmeye bir amca geldi. Bir zamanlar İstanbul’da yaşamış, şimdi ise Perşembe yaylasında kuzuları için tırpanıyla yabani kuzu kulağı kesiyor. İstanbul’un keşmekeşi nere Perşembe yaylasının sakinliği nere. Mahmut kendini o esnada kum havuzunda küreksiz çocuk gibi hissetmiş olsa gerek biraz sohbetten sonra tırpanı amcanın elinden aldı otlarla oynamaya başladı. Otları kesti mi, tırpanı taşa mı vurdu bilmem ama İstanbul’u tecrübe etmiş amca tırpanı Mahmut’a bırakacak değildi.

Kendi kestiği kuzu kulaklarını Mahmut’un eline tutuşturarak “Otları götür de çocuklarla birlikte yiyin.” diyerek oyuncağını ele geçirdi. Erbabı, elinde tırpan sabahın olağan ritmini yakalamış, olağan olmayan misafir oyuncu nezaketle savuşturulmuştu.

Toparlandıktan sonra bu yaylaya yakın bir konumda olan Çiseli Şelalesi’ne gittik. Aybastı yaylasına 5 km arabayla yolculuk ediyorsunuz. Şelalenin yanına kadar arabayla gidilmiyor yaklaşık 500 metrede vadiye iniyorsunuz ancak o zaman şelalenin döküldüğü yere ulaşılıyor.

Çok büyük bir şelale değil. Döküldüğü yerde su havuzlanmış ama berrak ve temiz değildi. Bizi rahatlatan yürürken bunaldığımız sıcaktan şelalenin döküldüğü yerdeki ağaçların gölgesiyle kurtulmamız oldu.

Gezginlerin en büyük şikayeti: Duyarsız insanların neredeyse bulduğu her gölgeyi kullanıp ardından çöp alanı gibi bırakması. Maalesef bu klasik çöp manzarası burada da mevcuttu. İndiğimiz yolu şimdi tırmanma vakti gelmişti. Biraz motivasyonla yokuş aşağı yuvarlanan çocukları bu sefer sırtımıza yahut kucağımıza alarak çıkartacaktık. Ha gayret…

Cisele Şelalesinden dönüp Karadeniz sahilinin en güzel burunlarından Yason Burnu’na doğru yola çıktık. Yaklaşık 100 km’lik bir yol. Hiçbir yerde oyalanmadan iniyoruz Yason’a. Arabayı ücretsiz park edecek bir alan, birkaç seyyar satıcı, ufak bir çay bahçesi var girişte.

Arabayı park edip yayla havasından kendimizi Karadeniz’in rüzgarına bırakıyoruz. Burna doğru ilerlerken sağ tarafta Yason Kilisesi bulunuyor biraz daha yürüdüğünüzde de fenere ulaşıyorsunuz.
Fenerden Karadeniz’in güzelliğini izleyerek biraz yol yorgunluğunu atıp bu gece konaklayacağımız önceden kamp alanı olarak belirlediğimiz Yalı Piknik Camping’e doğru devam ediyoruz.
Yalı Camping-Yason 5 km’lik bir mesafe. Anayoldan Ordu’ya doğru sahil giderken solda kalıyor. Yolla camping yeri arasında kot farkı var tabelayı kaçırmamanız lazım. Haa, fikrimizi soracak olursanız kaçırsanız iyi olur. Hafif eğimli bir yokuştan indikten sonra görevliler sizi karşılıyor. Kalabalık bir yer ve kalabalığın asıl sebebi gündelikçiler. Bir gece kamp kuracağımızı belirttiğimiz de arabanın içini süzdükten sonra yer olmadığını söylediler. Süzgeçten geçemedik yani. Bu derece kalabalığın ne ara bizim arabaya doluştuğunu hiç fark etmemişiz.
Yalı’dan ayrılıp az ilerideki Google Maps’te Beyaz Kum Beach olarak işaretli yere gittik. Gündelikçiler burada da yoğun. Lakin buradaki görevliler ya çok seçici değillerdi ya da araba süzgeçleri yoktu sıkıntı çıkarmadılar ve kalabileceğimizi söylediler. Her şey yolunda gidiyor derken iki çadır için istenen ücretin çadırlar kurulana kadar enflasyona yenik düşmesine çok şaşırdık. Neyse enflasyona biz mağlup olmadık girişte söylenen ücrette direttik ve onu ödedik.
İnce kumlu bir kumsal tam çocuklara göre. Doğru kumsala ve denize, eğlence zamanı! Yolun yorgunluğu umurlarında değil. Kumdan kaleler, su kanalları, köprüler, alt geçitler kumsalda sıkılan ağaçlarda kurulu salıncaklarda vakit geçiriyor.
Alan ağaçlık ama ağaçların çoğu dut, biraz da çınar ağacı var. Dut olması birkısım böceğin ilgisini çekiyor. Böceklerde yedikleri yaprakların ağırlığıyla üstünüze veya yemeğinize düşünce biraz rahatsız edici olmuyor değil. Kamp alanında plastik masa ve sandalyeler bol miktarda var. Bulaşık yıkamak için derme çatma mutfak tezgahı yapmışlar. Açık duş alanı yapılmış ama kapalı duş alanı ve sıcak su yok. Tuvaletler idare eder daha temiz olması temennimiz. Soyunma kabini yapmışlar gündelik ziyaretçiler için o da tuvaletten bozma bir mekan.



Akşam ağaçlardan ağaçlara sarkarak çekilmiş uzatmalardaki lambalarla aydınlanan soframızda erişte ve salatamızla beslendik. Kuzular denizde iyice yoruldular ve okunan kitaplardan sonra alışmaya başladıkları şişme yataklarda rüyalar alemine doğru yola çıktılar. Bizim içinse fokurdayan demliğin cam bardakları ısıtma zamanı gelmişti. Karadeniz’in güzel bir kumsalında demli çay keyfinden sonra çadırlar bizi de çağırmaya başladı.














