Günlerden “Çat”
Karadeniz Turu 8. Gün
2 Temmuz 2018
Sabahları puslu bir güne uyanmak, elini yüzünü yıkamak için çeşmeye gidip gelene kadar çiğ yağmış otlardan dizine kadar ıslanmak artık normaldi bizim için. Planımız, akşamki tantanaya rağmen bir gece daha burada kalmaktı ama amacımız, bu tertemiz ve sakin köyde dinlenmek, kafayı dinlemek, yapacağımız yürüyüşlerde bol oksijenle ciğerlerimizi şenlendirmek sanılmasın. Günün asıl kazanımı arabayı yerleştirme kaygısı ve mesaisi olmadan kahvaltıyı uzun uzun acele etmeden yapmaktı. Şaka bir tarafa her gece başka bir yerde kamp kurmanın yorgunluğu ancak böyle bir yerde atılabilirdi. Bugün bizim için tatil içinde tatil ya da bir nevi kendimizi ödüllendirmekti.

Bu keyfi granit taş döşeli -Arnavut kaldırımlı- köy yolunda Elevit Deresi boyunca yükseklere doğru yürüyerek devam ettirdik.

Buz gibi pınarlarda yüzümüzü yıkayıp kana kana soğuk su içtik. Derenin çoşkun sularını yıllarca kucaklayan kemerli Çilanç köprüsünün üstünden dereye taş attık.


Günün belki en ilginç hadisesi ise bahtsız bedevi ile ilgili tezin gözümüzün önünde çürümesi oldu. Çilanç Köprüsü’nün güzel manzarasına, araba sürerken dalan Arap bir turist, yol kenarındaki koca taşın üstüne çıktı. Yürüyüş esnasında duyduğumuz tek araba sesiydi ve bu ses kısa sürede çıkardığı gürültüyle kesildi. Bedevilerin ne kadar bahtlı olduğu ise ikinci araç sesinde gizliydi. Bu taştan araç nasıl indirilir diye düşünemeden elektrik dağıtım şirketine ait koca vinç yanımızda durmaz mı? Anladık ki Bedeviler kutup ayılarıyla olan serüvenlerini bir şekilde bitirmişlerdi ama hala arabalarına deve muamelesi yapıyorlardı. Bedeviyi, bahtı, deveyi, ayıyı ve tarafların hali hazırdaki münasebetlerini ağır adımlarla uzaklaşarak geride bıraktık.
Coğrafyanın izin verdiği yerlerde su kenarına inerek köpük köpük akan Elevit Yaylası’ndan kopup gelen suyun taşlara çarpıp onları sürüklerken meydana getirdiği kimi için en güzel türküyü kimi için eşsiz konçertoyu dinleyerek ruhumuza ziyafet çektik.

Yükselti ve yürüyüş mesafesi arttıkça çocuklar yoruldular ama manzara vazgeçilecek gibi değildi. Sağ olsun Mahmut kamp yerine dönüp arabayı getirdi. Dün kamp yerinde öğrendiğimiz Çat Köyü Yaylası’ndaki evlerin olduğu bölüme kadar arabayla çıktık.


Köyün efendileri bu yaylaya arabayla girilmesine karşı çıktıkları gibi yaya olarak otların ezilmesine bile izin vermiyorlar. Helal olsun! Kendi hakları kadar besledikleri ineğin, keçinin hakkını da savunuyorlar. Üç beş turist memnun etmek için buranın asıl sahiplerini unutmuyorlar. Yeri de göğü de mis gibi. Yayladaki evler hariç uçsuz bucaksız yeşil kimilerinin midesine kimilerinin gözüne şifa oluyor.
Çocuklar keçilerle koşturup hanımlar keçileri güden ablayla sohbetlerini tamamladıklarında yavaş yavaş dönüş yoluna koyulduk. Bölünmüş Çilanç Köprüsü keyfimize dönüş yolunda bir daha yanında durarak devam ettik. Derenin soğuk suyunda kıvam alan kavunu ince dilimlerle afiyetle mideye indirdik.

Bu soğuk suya ayak sokmadan olmaz. -Nedense bu fikirler genelde Mahmut’un aklına gelir, ilk yalın ayak kalan da odur-.

Yalnız burada kaya diplerinde su altında yaşayan haşere gibi değişik bir canlı türü dikkatimizi çekti. Bu tedirginlik yalın ayak dere gezintisinin uzamasını engelledi.
Kamp alanına akşama doğru döndük. Kamp alanında kendi hallerine bıraktığımız bir haftalık hazırlıkla gelen komşularımızın tüm izlerini yok ederek buradan ayrıldıklarını fark ettik. Üzüldük mü? Gürültü patırtıdan kurtulduğumuz için hayır. Üzüldük mü? Karnını sürekli ovaladıklarını gördüğümüz çocuklarının hastalanma ihtimali aklımıza geldiği için evet.

Akşam yemeğinde yöreli ürün mıhlamanın tadına baktık. Ama asıl ziyafet gün boyu ultra her şey dahil 7 yıldızlı otellerin açık büfelerinde ikram edemeyeceği “ÇAT” ziyafetiydi. Bu ziyafetin damakta değil gönülde bıraktığı tat ise “HUZUR”du.

Kamp alanı sahibiyle pansiyon olarak kullanılan serenderlerindeki duş alanlarıyla alakalı ücret mukabilinde kullanım için izin aldık. Serenderlerin pansiyona dönüşmüş halini de böylece görmüş olduk. Kapı girişi bir oda, sağda banyo-tuvalet, solda bir oda bir de çatı katı bir serender de neredeyse 4-5 kişi konaklayabilir. Duştan çıkanı tulum içine yerleştirip sakin, sessiz, temiz ve özellikle sabahında araba yerleştirmeyle uğraşmadığımız dinlendirici bir günün sonunda uykuya daldık.





