Uzungöl-Çat Vadisi
Karadeniz Turu 7. Gün
1 Temmuz 2018
Hazırlanan mükellef kahvaltıyı hızlıca midelere indirip Uzungöl’den -hiç abartmıyorum- kaçtık. Öyle kaçtık ki kısa sürede kendimizi Rize’de bulduk.


Yetmiş km’lik bu seyahatte belki en hızlı araç kullandığımız yol oldu burası, tabii kuralların sınırladığı çerçevede.

Rize
Rize’de sadece Ziraat Çay Bahçesi’ni gezdik. Botanik biliminin Rize’ye has örneklerini barındıran bir bahçe burası. Peyzaj açısından da gayet düzenli.

Çayı yudumlarken Rize’de bulunduğunuzu ve gerçekten çay bahçesinde olduğunuzu, demin lezzetinden açıkça fark ediyorsunuz. Botanik bahçesi Rize ve Karadeniz’i muhkem bir tepeden görüyor. Çayla birlikte manzarayı da yudumluyorsunuz.

Otopark alanı dar olsa da park edilecek yer bulduk. Bu konuda görevliler de yardımcı oluyor. Otoparkın yanında hediyelik çay ürünleri ve Rize’ye has dokuma ürünlerinin satıldığı hediyelik eşya satış reyonu var. Bu reyonu da geleneksel mimari motifi “serender”i örnek alarak hazırlamışlar. Satılan hediyelik çeşitliliği bizi şaşırttı, marketlerde satışa sunulmayan Çaykur’a ait çay türlerini görme imkanı bulduk.
Botanik bahçede özellikle çocukları şaşırtan ne mi oldu? Parkı zannediyorsanız yanılıyorsunuz, oyun alanı hiç değil, bitki çeşitliliği cık, manzara mı dediniz maalesef yine bilemediniz. Doğru cevap “tuvalet” olmalıydı. Tuvalette kullanılan malzeme ve tuvaletin temizliğinden ağızları açık kaldı kuzuların. 5 yıldızlı otel tuvaleti benzetmesinde bulundular. Kerem halen arada bu tuvaletten bahseder. Şu çocuklar yaşadıkları zıtlıkları nasıl da önemsiyorlar. Son birkaç günkü bakımsız, pis tuvaletler tuvalet ise burası ne idi?
Yoldaki Boğaz Meseleleri 🙂
Çay bahçesinden sonra şehir merkezinde Liman Lokantası’na uğrayıp meşhur kavurmasından aldık. Karnımızı kahvaltıda iyice doyurunca diğer hazırladıkları lezzetlerin tadına bakamadık ama kavurma paketleri hazırlanırken kasadaki görevliyle bu kısa sürede sohbeti bayağı koyulaştırdık. İnşallah bu samimiyet diğer muhataplarımızla da devam eder duasıyla buradan Çayeli Çaykur çay fabrikasını gezmek üzere ayrıldık.
Fabrikaya vardığımızda bu turistik faaliyeti gerçekleştiremeyeceğimiz belirtildi. Çok üzülmedik, neticede rutinleşmiş bir şeyi yapamamıştık. Çayeli’ne gelmişken tadılması gereken bir lezzet olan kuru fasulyeyi Lale lokantasından temin ederek (paketleterek mi desem acaba) Fırtına Deresi’ne doğru yolumuza devam ettik. Bu güzergahı kullanarak Rize’den Çat Köyü’ndeki Cancık Pansiyon’a gitmeyi planlıyorduk. Yaklaşık yüz km’lik bir yol.
Ardeşen ilçesinden Fırtına Deresi’nin çoşkun suyunu, asma ve kemerli köprülerini, yeşilini zevkle bunun yanında olmadık tepelere diktikleri kazulet gibi üç beş katlı binaları garabetle seyrederek Çamlıhemşin’e ulaştık. Çamlıhemşin’de atm’den nakit ihtiyacımızı giderdik. Çünkü köyde kredi veya banka kartı işimize yaramayabilirdi. Ayrıca Hoşdere isimli hem hediyelik eşya hem yöresel peynir, tereyağ, bal satan çok amaçlı bir mağazadan yöreli ürünler aldık. Minci peyniri bunlardan biriydi. Bizim gibi küflü peynir sevenler için küflüsü de var. Alış veriş işlerini de hallettikten sonra Cancık’a doğru kalan otuz km’yi tamamlamak üzere anahtarı çevirdik.
Çat Vadisi
Yol Çamlıhemşin’den sonra ikiye ayrılıyor. Ayder ve Zil Kale olmak üzere. Biz sağdan Zil Kale istikametine devam ettik. Uzungöl tecrübesinden sonra Ayder’de de pişmanlık yaşamak istemedik. Gittiğimiz yol dar, bol virajlı, bazen şose bazen mıcırlı idi ama sessiz sakin ve ağaçların içindeydi. Cancık Pansiyon’a gelip arabadan indiğimizde misafirperver kamp sahiplerimizle tanıştık.

Pansiyonun altında bakkal görünümlü bir etnografya müzesi var. Köyün muhtarı olmak kolay değil. Muhtarla birlikte her türlü hatırayı biriktirmiş bir mekan burası.

Serenderler arasındaki düzlükte çadırımızı kurmaya izin veriyorlar. Yolda biraz yorulduk ama yorgunluğumuzu kısa sürede atlattık. Çünkü Fırtına deresinin bir kolu Elevit Deresi gürül gürül yanımızdan akıyordu. Suyun kayalara çarpmasıyla çağıldayan bir orkestra.
Bu senfoniyi rahat bir şekilde dinlemeniz için salıncaklardan oluşan localar tasarlanmış. Tabii basından şahit olduğumuz Ayderdeki gibi insanın gözünü yoran mı gözünü oyan mı denilecek cinsten salıncaklar değil.
Dinleti esnasında genç bir gezgin selam verdi, biraz sohbet ettik. Bize bu bölgede gezilmesi gereken yerler, arabayla gidebileceğimiz veya gitmememiz gereken yerler, bazı yaylalarda nasıl hareket etmemiz gerektiği ve köyün kıymetli sakinleriyle nasıl iletişime geçmemiz gerektiğiyle ilgili çok faydalı bilgiler verdi. Arabasına binip uzaklaştı.
Açlık kendini hissettirmeye başlattıktan sonra bir taraftan çadırımızı kurduk bir taraftan da kurufasulye, kavurma üçgeninin eksik köşesi pirinç pilavını pişirdik.


Matematik her yerde diye boşuna dememişler. Biz akşam hazırlıklarını yaparken bahçeye başka bir araba yanaştı. Kamp alanının ikinci sakinleri(!) çok şaşalı, tantanalı, debdebeli, tumturaklı, alayişli bir merasimle mütevazı çayırlığa farklı bir bakış açısı getirdiler. Kamp yapmaktan ziyade kırk gün kırk gecelik bir piknik festivali için burayı sahiplenmeye gelmiş gibi bir halleri vardı. Otağlarını bir köşeye kurarken kendi mekanlarından uzak bizim çadırımıza yakın bir bölgede mangal yakmaya başladılar.
Nazar mı değdirdik kendi kendimize derken mangaldan sıçrayan kıvılcımlar çadırımıza değmesin diye aynı bahçede başka bir alana taşındık. Yemeğimizi yiyip çayımızı içtikten sonra komşunun mangal keyfi yeni başladı. Profesyonel bir zanaatkar şişleri elinde öyle bir diziyordu ki Mahmut’la şaşırıp kalmıştık. Urfa ya da Adana’da değme ustalar bu kadar maharetli olamazdı. Küllenen kömürün isinin kokusu tok mideleri bile iştaha getirecek cinstendi. Hünerinin farkında olan komşumuz yanımıza geldi, verdikleri geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileyip iki dürüm ikram etti. Sol tarafımız “O kadar düşüncesizliklerini bir tarafa bırakabilirsiniz ama tok karna, çayı da içtikten sonra hem de tam yatacakken bu dürümler getirilir mi?” gibi algı oyunlarıyla zihnimizi bulandırmaya çalışırken, sağ cenahtan gelen yönlendirmeyle “Önemli değil. Ellerinize sağlık.” diyip teşekkür ederek ikramı geri çevirmedik. Rize’de, yaylada paketlenmiş Urfalar elimize ısrarla tutuşturuldu. Kuzey yaylasında güney akımına kapıldık. Bu akımın sarsıcı etkisiyle yoğun sis altında bol paketli bir günün ardından çadırımıza çekildik .























