Konya-Beyşehir-Seydişehir Bisiklet Turu
Rahatbatangillerin beyleri olarak ufak bir bisiklet turu hazırlığına girmiştik. Plan çocuklar ile Beyşehir Gölünün çevresinde 3 günlük bir tur yapmak yönündeydi. Bütün hazırlığımızı da bu doğrultuda yapmıştık. Hatta bir önceki gün sabah erken kalkıp çocuklar ile deneme sürüşü Sille’ye bile gitmiştik.

Fakat son dakika bir değişiklik oldu ve seyahat, çocuksuz bir tura evrildi. Her zamanki gibi, yapılan planların bir işe yaramadığını tecrübe ettik. Ne yapalım nasip diyerek yola iki büyük olarak devam etme kararı aldık ve haritamızı Konya-Beyşehir-Seydişehir-Konya olarak revize ettik.
1. Gün, Konya-Beyşehir
9 Temmuz Perşembe sabahı 6 sularında çantalarımızı bisikletlerimize yükleyip yola koyulduk.
İlk defa bu çapta bir bisiklet turuna başladığımızdan, aklımızda birçok soru işareti vardı. Acaba rampaları yüklü bisikletle çıkabilir miyiz? Acaba katlanır bisikletle uzun yol olur mu? Acaba çok su almalı mıyız? Acaba… sorular uzayıp gidiyordu, cevaplar ise yoldaydı.
Aşacağımız ilk engel, Konya’nın en dik yokuşlarından Akyokuş’du. Buradaki performansımız belki de turun gidişatını belirleyecekti.

45 dk içinde Akyakuş’daki belediye tesisine ulaşmıştık. Galiba turun psikolojik eşiğini geçmiştik. Artık bizi kim tutardı. 🙂

Ufak bir atıştırmadan sonra yolumuza devam ettik. İlk hedefimiz Konya Kent Ormanına ulaşıp hem güzel bir kahvaltı yapmak hem de öğlen güneşini orada geçiştirmekti.

Saat 08:30 sularında 1460 mt rakımlı Belenbaşı Geçidi’ne ulaştık. Bu noktadan sonra yol Altınapa barajına kadar iniş ama sonrasında tekrar çıkışa geçiyor. Birkaç fotoğraf molasından sonra pedallamaya devam ettik.

Yol kenarında bir amcanın çay sattığını görünce hem dinlenmek hem de yakında bulunan çeşmeden sularımızı doldurmak için ufak bir mola verdik. Bu mola gerçekten bizi tazelemişti zira su buz gibiydi.

“Yassak”çı Zihniyet ile Mücadele
Karnımız iyice acıkmıştı ve kent ormanında yapacağımız kahvaltıya odaklanmıştık. Fakat yine hesapta olmayan bir durum tüm planlarımızı bozdu. Kent ormanı coronadan ve ormandaki budama faaliyetlerinden dolayı kapalıydı. Buraya kadar herşey kabul edilebilir ama iki yolcuya en azından kahvaltı için müsade etmeyen görevliler kabul edilebilir değildi. Biz de “YASSAK GARDEŞİM YASSAK!’’ nidalarına aldırmayıp kahvaltımızı yapmaya karar verdik.
Normalde planımız Beyşehir’e iki günde varmaktı zira kendimizde bir seferde 90 km yapma potansiyeli görmüyorduk. Kent ormanında dinlenemeyeceğimizi anlayınca yola koyulup, gidebildiğimiz kadar gidip yolda bir yerde kamp yapmaya karar verdik.
Görevlilerle geçen diyalogların bizde bıraktığı sinirin oluşturduğu gazla, bir çırpıda ilk günün en yüksek rakımına ulaştık. Lakin sabahtan beri hep tırmandığımızdan ve yokuşların hiç bitmeyecekmiş gibi durmasından sevinsek mi üzülsek mi bilemedik.

Hanönü Beli,1548 mt ile Konya-Beyşehir güzergahında en yüksek bölge. Konya’dan Beyşehir’e bisikletle gitmek isteyenler için duyurulur. Konya’ya yaklaşık 45 km ve bu noktaya kadar çoğunlukta rampa çıkmak zorundasınız.
Rampaların Ustasıyım 🙂
Tur çok iyi başlamıştı, hem aklımızdaki soruların birçoğu cevap bulmuş, hem de günün yarısı bile olmadan planladığımız noktanın çok ilerisinde bir konumdaydık. Beyşehir’e kadar artık tırmanış yoktu, ee o halde Beyşehir’e neden gitmiyorduk. 🙂
Bu gazla gün sonunda Beyşehir’e ulaşmayı hedefleyip ufak atıştırmalıklar ile enerjimizi kazanıp tekrar bastık pedallara.

Yol üstünde ÜçPınar mevkinde yemeğimizi yedikten sonra kavakların altında ufak bir mola verdik. Bu kestirme iyi geldi.

Bu arada Beyşehir’de kamp için yer de bakıyorduk bir yandan. Dostların da yardımı ile Beyşehir Bisiklet Topluluğundan Mustafa Bey’e ulaştık. Kendisi sağolsun Beyşehir’deki bisiklet evinde bizi ağırlamayı teklif etti. Biz de nazik davetini kabul edip akşamki otağımızın belli olmasının rahatlığıyla kalan kısa yolumuza koyulduk. Saat 18:00 sularında da Beyşehir’e giriş yaptık.
Mustafa Bey ile telefondan konuştuktan sonra doğruca bisiklet evinin yolunu tuttuk. Mustafa Bey ve bisiklet dostları ile tanışıp muhabbet ettikten sonra ikametgahımıza yerleşip ufak bir göl turu yaptık. Sonrasında da akşam yemeği için çorbamızı yudumlayıp dinlendik.

Covid vakalarından dolayı evde kalmak fikri önce çok cazip gelmemiş olsa da uyku tulumlarımızı çekyatların üzerine serip kendimizi rüyalar aleminde bulduk.
Gün sonunda 7 buçuk saat pedallayıp, 994 mt tırmanışlı 94 km yol yapmıştık. Buna kendimiz bile inanmamıştık zira turun başında katlanır bisikletle bu kadar mesafeyi bu yüklerle gidip, bu kadar rampa çıkabileceğimiz aklımızın ucundan bile geçmemişti. Gezgin ve bisiklet turcularından çokça duyduğumuz “siz yola çıkın gerisi kendiliğinden gelir” sözünü tecrübe edip sindirmiş olduk.
2. Gün, Beyşehir-Seydişehir
2. gün çok fazla km yapmayacağımızdan, erken kalkma ihtiyacı duymadık. Saat 08:00 gibi Mustafa beyle, evin anahtarını vermek için buluştuk. Sağolsun çorba ikramı ile iyice hazır hale geldik.


08:30 sularında nihayet yoldaydık. İlk birkaç kilometrede Beyşehir-Seydişehir ana yolundan ilerledik. Yapım çalışmasından dolayı şeridin birisi kapatılmış ve hala yapım aşamasındaydı. Aynı durum 1. gün de başımıza gelmişti, açıkçası şeridin kapalı olması işimize geliyor çünkü bu halde sadece biz kullanıyorduk. Bu da yoldaki kaza riskini en aza indiriyordu.
Hemşerim Memleket Nire 🙂
Koca yolda iki bisikletli ilerlerken arkamızdan korna çalarak bir minibüsün geldiğini fark ettik. Acaba yapım aşamasındaki yere girdiğimiz için kızacaklar mı derken sonradan şantiyenin şefi olduğunu öğrendiğimiz kişi (Adını sormayı unutmuşuz 🙁 ) “Hello, tea?” sorusuyla yüzümüzde bir gülümseme oluşturdu. Arkadaş bizi turist sanmış – ki haksız sayılmaz, bu yollarda bisikletli gezenler genellikle turistler- ve bizi çaya çağırıyordu. Tabiki “Gardaş biz Türküz” diyerek davetlerine icabet ettik. Açıkçası sabah çay içmediğimizden bu davet çok iyi gelmişti. Bir süre muhabbet edip yol hakkında bilgi aldıktan sonra devam ettik.
Rampayı tırmandıktan sonra Yukarıesence istikametine doğru köy yollarına saptık. Ara yollar her zaman hem daha seyirli hem de daha güvenli olduğundan bir engel yok ise bu yolları tercih etmek sanırım daha mantıklı.
Boş ve genellikle düz olan yolun keyfini çıkarıp, çeşmelerdeki suların tadına bakıp, bol bol mola vererek sulama kanalı boyuna kadar ulaştık. Planımız Yukarıesence üzerinden gitmekti ama sulama kanalını görünce yolun Irmaklı’ya kadar gittiğini farkettik. Gördüğümüz bir traktörlüye de teyit ettirdikten sonra Irmaklı’ya kadar sulama kanalına paralel yol aldık.
Irmaklı Köyü’ne ulaştıktan sonra Gevrekli istikametinden devam edip Gevrekli’ye girmeden öğle yemeği molası verdik. Sonrasında ise Cuma Namazı için Gevrekli’ye saptık.

Namaz sonrası havanın sıcak olması ve yolumuzun da çok uzun olmaması, bizi biraz tembelliğe itmiş olacak ki, Gevrekli’deki bir kahvehanede dinlenmeye ve sıcak havanın bir nebze de olsa serinlemesini beklemeye karar verdik.
Yüklü bisikletler ile kahvehaneye gidince ister istemez meraklı gözler ve sorular ile muhatap oluyorsunuz. Kahvehanede, Salih Abi ile tanıştık. Yurtdışında çalıştıktan sonra memlekete kesin dönüş yapmış. Hoş sohbeti ve çay ikramından sonra vedalaşıp Gevrekli’den ayrıldık.

Seydişehir’e Varış
Yaklaşık 20 km sonrasında Seydişehir’e vardık.
Bir önceki günün ev sahibi Mustafa Bey’in referansı ile Seydişehir Bisiklet Topluluğundan Ali Bey ile yolda telefonla görüştük. Kendisi ile belediyede buluşup kısa bir sohbet ettik. Sağolsun Ali Bey, Kuğulu Park’dan Abdullah Bey ile görüşüp kamp yerimizi de ayarladı. Bu geceki mekanımız da netleştiğine göre artık Seydişehir’de görmek istediğimiz yerleri ziyaret edebilirdik.


Alışverişimizi yapıp Seyid Harun Veli Camisinde namaz kılmak niyetindeydik. Caminin karşısındaki gölgelikte oturma yerlerini görünce bir mola verelim istedik. Bizim gibi gölgenin tadını çıkaran kişiler ile muhabbet edip namazımızı kıldıktan sonra Kuğulu Park’a doğru yola çıktık. Şehir merkezindeki park tabelalarından 5 km sonra parkta, sorumlu Abdullah Bey ile buluştuk Sağolsun kamp yeri için uygun yer gösterdi.
Kim Bu Başkan?
Parka girip Abdullah Bey ile kamp alanımıza doğru giderken iki kişi bizi durdurdu. Abdullah Abi’ nin bir tanesine “Başkan” diye hitap ettiği bu esrarengiz kişiler adımızı sorup isimlerimizi de kağıda not alınca iş iyiden iyiye garip bir hal aldı. Hikayemizi dinleyip birlikte fotoğraf çekindikten sonra ayrıldık. Sonradan Toroslar Gazetesinde haberimiz çıktığında anladık ki bu iki arkadaş gazeteciymiş ve Seydişehir’in haber denizini bırakıp bizi haber yapmaya karar vermişler. Ne diyelim biz de haber olduk ya 🙂

Abdullah Abi’nin kamp alanımızı göstermesinden sonra kendisine teşekkür edip yemek hazırlıklarına başladık. Çadırları kurup yemeğimizi yedikten sonra çaylarımızı yudumladık.
Gün sonunda yaklaşık 40 km yolalmıştık. Bir önceki gün yaptığımız 95 km nin ardından bu yol bizi çok da yormamıştı. Parkın sakinliği ve serinliği gönlümüze hoşgelmiş, hatunlu-çocuklu tekrar buraya gelmenin hayaliyle uykuya dalmıştık.
3. Gün, Seydişehir – Konya
3. gün sabah erkenden kalkıp çadırı topladık ve kahvaltıyı sonraya bırakıp, ufak bir atıştırmalıkla yola çıktık.

Planımız 40-50 km yapıp uygun bir yerde konaklamak ve 4. gün de Konya’ya ulaşmaktı. Zira Seydişehir-Konya arası hem bol rampalı hem de uzaktı.

Yaklaşık 15 km pedalladıktan sonra saat 9 sularında bir çeşme başında kahvaltımızı yapıp soluklandık.

Bol bol mola verip uygun yerlerde dinlenerek yola devam ettik. %7 eğimli Tepecik rampalarına başlamadan önce trafik polislerinin uygulama yaptığı yerde bir çay molası verdik ve memurlarla muhabbet ettik.
Bisikletle %7 eğim tabelasını daha önce hiç görmemiştik açıkçası. Bundan dolayı biraz gözümüz korktu ama rampa performansımız aklımıza geldiğinde sanki düz yolda gidercesine çıkmaya başladık. Bir süre çıktıktan sonra rampanın daha da dikleşmesi ile bisikletleri tur boyunca ilk kez elimize aldık.

Yokuş bitmek bilmiyor, suyumuz da tükenmek üzere iken, zirveye ulaştık. Wikilog uygulamasındaki rota yükseltisine göre bu çıktığımız yokuştan sonra ufak tefek yokuşlar dışında sert bir tırmanış görünmüyordu. Ama gün sonunda Wikilog hakkında çok da iyi hisler içinde olmayacağımızı, ilerleyen tırmanışlar acı bir şekilde gösterecekti.

Öğlen olmuş ve biz neredeyse günlük hedefimize ulaşmıştık. Birkaç km’lik inişten sonra bir dinlenme tesisinde mola verdik ve su ikmali yaptık.
Kamp mı yapsak Devam mı etsek?
Saatin henüz erken olması, günlük hedefimize ulaşmamız, rampaların birçoğunu bitirmiş olma düşüncesi (ki bu konuda yanıldığımızı acı bir şekilde tecrübe edecektik) ve en önemlisi çocukları özlememiz, bizi durup kamp yapma fikrinden, devam edip Konya’ya ulaşma fikrine doğru itti ve karar değiştirdik, yeni hedef Konya’ydı.
Dinlenme tesisinden ayrıldıktan birkaç km sonra yolda bal satan ve sonradan öğrendiğimize göre lakabı Rüzgarın Oğlu olan hemşehrimiz, bizi çaya çağırdı. Derin sohbetler ve çay ikramından sonra yola devam ettik.

İnlice mahallesine vardığımızda saat 14.30 sularıydı. Karnımız iyice acıkmış, güneşten fazlaca etkilenmiştik. Daha 50 km civarında yolumuz vardı ve kararımızı sorgular hale geldik. Acaba mola verdiğimiz yerde kamp kursak mı düşüncelerinden sonra karnımızın doyması, ufak bir kestirmeden sonra vücudun yeniden hayat bulması ve havanın da az da olsa serinlemesi ile tekrar yola çıktık.
Bitmeyen yokuşlar ve Wikilog uygulamasının verdiği yanlış bilgiler eşliğinde akşam saat 8’de Konya’ya ulaştık.


Çok fazla yorulmuş, çok fazla susamış ve acıkmıştık. Ama turun sağ salim bitmesinin ve ailelerimize ulaşmış olmanın mutluluğu ile bütün yorgunluğumuz yerini şüküre bırakmıştı. Gün sonunda yaklaşık 100 km yol yapmıştık ve ilk günkünden çok daha fazla yokuş çıkmıştık.
Tur Değerlendirmesi
3 günlük turun ardından, ara yolar ve şehir gezintilerini de sayarsak yaklaşık 250 km yol yapmıştık. Bu süre zarfında yolun ve turun bize öğrettiklerini kısaca özetlemek gerekirse;
- Bisikletle tura çıkan herkesin tecrübe ettiği “Şu bisikletle olur mu, bu malzemeyle olur mu?” diye sormak yerine asıl önemli olanın yola düşmek olduğunu,
- Yola çıkmadan rampaları tırmanabilir miyiz sorusunun rampaları tırmandıkça önemini yitirdiğini,
- Rampalar tırmanıldıkça özgüvenin arttığını,
- İzin almak için nezaketen görevlinin ayağına kadar gitmenin gereksiz olduğunu, insanların böyle durumlarda kendilerini maşrapacı gibi hissetmelerine yol açtığını,
ahanda fıkrası:
“Eski zamanlarda tuvaletlerde çeşme yokken, tuvaletin dışlarına maşrapa ile su koyarlarmış. Bu maşrapalar sırayla dizili olup, tuvaleti gelen alırmış birtane içeri girer işini görür geri getirirmiş.
Günün birinde bir adam çok sıkışıp bir tuvalete girmek istemiş. elini birinci maşrapaya uzatmış, tuvalet bekçisi onu alma demiş. diğerine uzatmış, onu da alma demiş..Böyle tek tek el attıklarının hepsine bunu da alma demiş. en sonuncuya gelince, tamam işte onu al demiş.
Adam işini görmüş ve çıkmış tuvaletten. Ve sormuş tuvaletçiye;
“Ya sen bana niye hiçbirini aldırmadın da en sonuncuyu aldırdın? Çok sıkıştığım için sorgulayamadım o an.
Tuvalet bekçisi elerini arkaya bağlayıp havalı bir şekilde cevap vermiş;
“ee o kadar da yetkimiz olsun demi”
- Öğlen sıcağında kısa kollu giyinmek yerine uzun kollu giyinmenin çoook faydalı olduğunu,
- Plan ne kadar yola çıkılmadan yapılmış olsa da uygulamanın planla örtüşmesinin her zaman mümkün olmadığını ve buna hazırlıklı olunması gerektiğini,
- Suyun ne kadar büyük nimet olduğunu ve suyu bile esirgeyecek iki ayaklı canlıların bulunduğunu, bu sebeple su stoğunun ne kadar gereksiz yük olarak görülse de çooook önemli olduğunu,
- Bisikletle tur yapmanın halen Türklere yakıştıralamadığını, seslenenlerin “hello tea!” nidalarıyla karşılaştığınızda İngilizce konuşmak zorunda kalabileceğimizi,
- Bisikletle tur yapanların bazı yerlerde “bitli” olarak anıla geldiğini,
- Ne kadar bencil insan varsa +1 sencil insanla karşılaşıldığını, ve sencil insanların ikram etme arzularının harekete geçtiğini,
- Bisikletle tur yapanların yoldan izleyenlerde tebessüme yol açtığını,
- Sohbet ettiğiniz kişilere “Birlikte fotoğraf çekebilir miyiz?” sorulduğunda sohbetin daha da derinleştiğini ve o karenin bizim onları önemsediğimizin bir belgesi olduğunu,
- Ki bize zaman ayırıp bir cümle bile kuran herkesin gerçekten kıymetli olduklarını,
- Bu bağlamda arabayla yapılan turların bu tanışmalarda yetersiz olduğunu,
- Pandemi ya da çağın gereklerinden dolayı Anadolu İrfanı’nı ve misafirperverliğini bazen sorguladığımızı,
- Köy yollarının şehirlerarası yollara nazaran bisiklet turu için daha güzel manzaralar barındırdığını,
- Çeşmelerin ve yanlarındaki ağaçların hem suyu hem gölgesi hem meyvesiyle eşsiz duraklar olduğunu,
- Gittiğiniz yer neresi ise bisiklet dostu dernek temsilcilerinin çok yardımsever olduklarını,
- Sürekli rampa çıkmanın insanı bedenen hırpaladığı gibi zihnen de yorduğunu,
- Türkiye karayollarında bisiklet sürüp kazasız belasız eve dönmenin çok büyük nimet olduğunu,
- Kanka, eküri, can dostu, yol arkadaşı sıfatı ne olursa olsun yanınızdaki kişinin kafa dengi olmasıyla keyfinizin de o kadar katlandığını bu 250 km’de anladık.


























