Kuzey Makedonya – Üsküp

Üsküp Yolu – 07.07.2024

İkinci gün sabah namazı vakti uyanıp arabalara eşyaları yükledik. Yunanistan a veda ederek Makedonya yollarına yöneldik. 07.30 da ülkeye sorunsuz giriş yaptık. Hatta sınır kapısındaki görevli beyle Türkiye-Hollanda maçını değerlendirdik, millet olarak sevildiğimizi öğrendik. Bir zamanlar buralar… anlatısının gazıyla 09.15 gibi Üsküp e ulaştık.

Merhaba Üsküp

Yolda ilk göze çarpan şey Milenyum Haçı oldu. Vodno Dağına yapılmış 66 metre uzunluğundaki bu yapı şehrin her yerinden rahatlıkla görülüyor.

Taam Taam anladık 🙂

Uyuyanlar uyandırıldı, arabayı terk edip başladık adım atmaya.

Vira Bismillah

Üsküp Fatih Sultan Mehmet Köprüsünü arşınlayarak Vardar nehrinin üstünden diğer yakaya geçtik. 15. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tahmin edilen bu köprü, Osmanlı’nın balkanlardaki etkisi azalınca, kırma taştan yapıldığı için sadece Taşköprü diye anılır olmuş. Geçmişte trafiğe açıkken bugün sadece turistik amaçlı ziyaret ediliyor. Köprülerin demir parmaklığına kilit asma adeti burda da var. Aşıklar, kilidin anahtarını nehre atınca aşklarının bir ömür boyu süreceğine inanıyormuş. Köprü eski Üsküp ile yeni Üsküp ü birbirine bağlıyor.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

Üsküp Makedonya Meydanı

Yeni şehir yakasında 18.500 metrekare büyüklüğüyle Makedonya meydanı bizi karşıladı. 1963 yılında yaşanan büyük depremden sonra özenle inşa edilmiş ve buluşma noktası haline gelmiş. 2011 yılında Büyük İskender heykelinin dikilmesi ise meydanın cazibesini artırmış. İskender in at üzerinde kılıcını göğe kaldırdığı eser 15 metre uzunluğunda. Babası 2. Philip e ait heykel ise eski Üsküp ten tek eli havada oğluna selam vermekte. Bu kentin heykeller şehri diye anılmasının sebebini apaçık görüyoruz. Civarda Rahibe Teresa nın evi bulunmakta, ama ilgimizi çekmedi.

Kahvaltı Zamanı

10.30 da Oldtown tarafında meşhur Eski Kasaba Börekçisine vardık. Peynirli ve kıymalı son börekler bize nasip oldu. Yörede simit-poğaça adıyla anılan ekmek arası boş böreğin tadına baktık, tokluk amaçlanarak icat edilmiş sanırım. İçli börekler tercihimiz oldu.


Kahvaltı sonrası döviz bürosuna girip biraz Makedon dinarı edindik. Eski çarşıda dolaştık, bedestenlerini gezdik. 15. yüzyıldan kalma bir kervansaray olan Suluhan ı gezmek istedik lakin dizi çekimi dolayısıyla içeri giremedik. Başka bir han olan Kurşunlu han sakin ve sessizdi. Kapısından içeri girip soluklanacaktık ki , ekipmanlarını toplayan film ekibi burda da bize mani oldu.

Paralarla imtihanımız devam ediyor 🙂
Oynat Hocam…

Üsküp’de Türk Eserleri

15 yüzyılda Şahinoğlu Murat Paşa tarafından yaptırılmış Murat Paşa Camisine girdik. İbadete açıldığı 1463 yılından bu yana kesintisiz olarak Türkçe vaaz verilen tek camiymiş. Sade bir mimari üslupla birlikte barok tarzını yansıtan unsurlara sahip.

Ekip sağlam

Yine 15. yüzyılda İshakoğlu İsa bey tarafından yapılmış Çiftehamamı görüp yürüyüşümüze devam ettik. Üsküp çarşısının ilk önemli yapılarından Arasta camisine geldik. 15. yüzyıllarda yapılan eser 17. yüzyılda yıkılmış, 18 ve 19. asırlarda tekrar inşa edilmiş. Asıl adı bilinmiyor, çarşı camilerinin karakteristiği olarak arasta adıyla anılıyormuş. Taş döşemeli yollar bizi bu sefer Hüdavendigar Camiine çıkardı. Eski cami olarak da bilinen bu yapı tarih boyunca 3 yangın 2 büyük deprem 4 savaş geçirmiş, bugünkü görünümüne 18. yüzyıl başlarındaki onarımla bürünmüş.

Seç Beğen Al

Çocuklar saklambaç oynayabilecekleri bir cami arayışındayken Hacı Balaban Camisine düştü yolumuz. 1440 yılında Hacı Balaban Dülgerzade tarafından yapılmış, çeşitli dış etkenler yüzünden bugüne kadar epey değişiklik geçirmiş. Gayet sade bir mimarisi olan bu ibadethanede kısa süreli koşturup yerlerde yuvarlandı bizim göbeller.

Camii Turuna Devam

Dükkancık cami, Müezzin hoca cami olarak da biliniyor. Dükkancık ismi dükkancılar çarşısında inşa edilmesindenmiş. Tek parça kubbeli camilerin anıtsal bir örneğiymiş.

Yorgun ama mutlu 🙂

Camiler şehri Üsküp ün bir diğer ibadethanesi Yahya Paşa Cami. 16. yüzyılda Malkoçoğlu ailesinden Damat Yahya Paşa tarafından inşa edilmiş. Evliya Çelebi, caminin güzelliğinden bahsederken, onu İstanbul’daki Ayasofya ile kıyaslamış. Taş minaresinin uzunluğu 45 metreymiş ve bu haliyle Rumelide inşa edilen en uzun minare özelliğini kazanmış. Öğle namazlarımızı burada cemaatle kıldık.

Tekrar yolları arşınladık, bir küçük cami daha çıktı karşımıza. Hatuncuk camisinin tarihi 16. asıra kadar uzanıyormuş. Kurucusu Yahya Paşanın kızı Hani Hatun muş. Hatuncuk, küçükhanım-hanımefendi manalarına geliyormuş.

Hatuncuk Camii

Kapalı olan Rıfai tekkesine dışardan bir bakış attık. Haznedar Mehmet Efendi tarafından 1818 de kurulmuş. Haziresinde Yahya Kemal in hocası olan Şeyh Sadeddin Sırri yatmaktaymış.

Biraz daha ilerleyince nihayet çocukların aradığı nitelikte bir camiye ulaştık, Gazi İsa Bey Camii. Kimsecikler yokken bir müddet saklambaç oynadılar, bir iki ziyaretçi gelince minik zıpzıp topu yuvarlayarak eğlendiler. 1475 yılında Üsküp fatihi Paşa Yiğit Beyin torunu İsa Bey tarafından yaptırılmış bu eserin avlusunda Üsküp ün en eski ağacını kucakladık. Bakımlı güzel bir bahçesi var. Haziresinde ise Yahya Kemal in annesi Nakiye Hanım yatıyor.

Sonrasında Tika tarafından restore edilen Sultan Murad Camii ile cami turumuza son verdik.

Trafikte Şok Olangiller

Cami gezmekten yorulmuş vaziyette Eski Üsküp ü geride bırakıp, Vardar nehrinin üzerinden diğer yakaya geçtik. Yollarda yaya geçitlerine yaklaşmamızla sürücülerin şeksiz şüphesiz durmaları bizi epey şaşırttı hatta mahcup bile hissettik. Zira alışık değiliz bu muameleye. Ayrıca bir sükunet hakimdi herkese, ne korna sesi ne başka bir gürültü.

Vardar’ı Kitledik 🙂

İhtiyaçlarımızı gidermek için Vero adlı büyük bir markete girdik. Marketin serinliği, ürünlerin çeşitliliği bizi biraz oyaladı. Sonra bu alışveriş merkezinin otoparkından aracımızı alıp şehre 15 km mesafedeki Matka Kanyonuna doğru yola çıktık. Pazar günü faktörünü unutmuş olduğumuzu, trafiğin yoğunluğuyla farkettik ve ziyaret edemeden geri döndük.

Üsküp Köftesi

Tekrar Eski Üsküp e yöneldik köfte yemek üzere. Kosmos kebabchilnica adlı mekana geldik, dışarda biraz sıra bekledikten sonra yemeğimizle buluştuk. Porsiyonda 10 köfte var ve gayet doyurucu. Güveçte kurufasulyesi de meşhurmuş ama denemedik. Domates salatalık ve peynirden oluşan sopska adlı salatalarını tattık, güzeldi. Cacık bizden farklı olarak üzerinde karabiberle servis ediliyor. Armutlu gazozunu ise gereksiz bulduk.

Karnımızı doyurup saat 19.00 gibi evlere çekildik. Mahalle ve sokaklar yine sessiz sakindi. Yorgunluğun verdiği sükunetle ortama uyum sağlayıp uyuduk.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest