Merhaba Almanya
7 Temmuz 2025, Turun 3. Günü
Prag’daki ikinci günümüzdü ve bugün otelden ayrılıp 2 gün konaklayacağımız Berlin’e doğru yola çıkacaktık. Berlin yolunun bir önceki günlere nispeten kısa olmasının verdiği rahatlıkla hiç acele etmedik. Güzelce dinlenip kahvaltımızı yaptıktan sonra otelden ayrıldık. Aracımızı otoparkta dinlenmeye bırakıp, şehre yine en sevdiğimiz yolla, tramvayla daldık.
Beklenmedik Bir Hatıra: Aziz Ludmila Bazilikası (Basilica of St. Ludmila)
Dün tranvay ile otele dönerken gözümüze kestirdiğimiz bu görkemli yapı ilk durağımızdı. 1888-1892 yılları arasında inşa edilen bu Neo-Gotik şaheser, Bohemya’nın ilk Hristiyan azizesi Ludmila’ya adanmış.
İki dev kulesiyle gökyüzünü deler gibi duran bu bazilikada, biz “Rahatbatangiller” için nadir bir an yaşandı: Türk bir çiftle karşılaştık ve onların nezaketi sayesinde ilk kez tüm aile aynı karede yer alabildik.

Prag Sokakları ve Kutsal Teslis Sütunu (Column of the Holy Trinity)
Tekrar tranvaya binip Malá Strana’da, Kutsal Teslis Sütunu yakınlarında indik. Bu sütun, 1713 yılında şehri kasıp kavuran veba salgınının sona ermesi şerefine bir şükran göstergesi olarak dikilmiş.

Meydanda tur şirketleri turistlere değişik turlar satmanın yarışındalar, ama o gaza gelmeyip, Prag’ın o meşhur Arnavut kaldırımlı sokaklarını arşınlayarak kaleye doğru tırmanmaya başladık; her köşe başında tarihin o ağır kokusunu hissetmek mümkündü.

Prag Kalesi ve Nöbet Değişimi (Prague Castle)
Tırmanmaya devam ederken kullandığımız yol bol basamaklı ama farklı hediyelik eşyalar satan dükkanlarla dolu. Birkaçına niyetlenmedik değil, ama Euro kurunun da bize verdiği motivasyon ile anında vazgeçip yola devam ettik.

Dünyanın en büyük antik kale kompleksi olan Prag Kalesi’ne ulaştığımızda bizi muazzam bir kalabalık karşıladı.

Aziz Vitus Katedrali’nin kapısına kadar gittik. 14. yüzyılda yapımına başlanan ve tamamlanması neredeyse 600 yıl süren bu Gotik devin içine, yol boyunca yeterince katedral gördüğümüz için girmedik.

Tam o sırada meşhur nöbet değişim törenine denk geldik(!)
Bütün o turist kalabalığıyla birlikte askerlerin o ciddi(!) yürüyüşünü izledik ve kalenin terasından Prag’ın kırmızı damlı evlerini son kez seyredip aşağı indik.


Yağmurlu Köy Yolları ve Berlin Rotası
Kısa bir market ziyareti sonrası, tramvayla aracımıza dönüp Berlin’e doğru direksiyon kırdık. Çekya’dan ayrılırken bize eşlik eden yağmur ve geçtiğimiz muazzam köy yolları hafızamıza kazandı.
Dresden yakınlarında verdiğimiz molada namazlarımızı eda edip yola devam ettik. Ancak peşimizi bırakmayan yağmur, içimize “Kuzey acaba daha mı soğuk olacak?” endişesini düşürmedi değil.
Berlin: Dev Porsiyonlar ve Gece Işıkları
Akşamüstü güneş batmadan Berlin’e ulaştık.

Daha önceki gecemizden bildiğimiz Berlin şubesine yerleştik ve hemen günlük biletlerimizi alıp merkeze doğru yola koyulduk. Çocuklarla ilk Berlin deneyimimiz olacağı için hepimiz heyecanlıydık.
Öncelikli olarak bir dönerci bulup ilk müsait tranvay ile yola koyulduk. Zira yolun getirdiği yorgunluk ve açlık bize dönerci dışında başka rota çizmemize izin vermiyordu.
Bu durumun bize verdiği gazla birer porsiyon sipariş verme gafleti içinde bulunduk. Ama Almanya’nın o dev porsiyon dönerlerini plana dahil edememiştik; porsiyonlar o kadar büyüktü ki bir kısmını paket yaptırdık!
Yemeğin verdiği yük ve yaptırdığımız paketleri de yanımıza alıp, Berlin’i gezmeye başladık. İlk durağımız gece ışıklarıyla parlayan Brandenburg Kapısı idi.

1791’de Kral II. Frederick William tarafından yaptırılan bu kapı, Prusya’nın gücünü simgeliyormuş bir zamanlar ancak bugün Almanya’nın birleşmesinin ve barışın sembolüymüş. Biz ise anlamından çok gece ışıklarının da etkisi ile bizde uyandırdığı hislerdi. Bol bol fotoğraf çekinip etrafı keşfe daldık.
Berlin Zafer Sütunu Yolu Burdan Kaç Saat? 🙂
Hava epey kararmıştı. Haritalarımızda işaretli olan Berlin Zafer Sütununa da gitmeden burdan ayrılmak istemiyorduk ama hem saat geç olmuştu hem de çok yorulmuştuk. Aslında yürüme mesafesinde olan anıta otobüsle gitmeye karar verdik ve ilk otobüse atladık.


Prusya’nın askeri zaferlerini kutlamak için 1873’te açılan Berlin Zafer Sütunu’na (Siegessäule), “süper biletlerimizin” konforuyla otobüsle ulaştık. Saatin de geç olmasının verdiği ruh hali ile çekilen fotoğrafları da heybemize koyduktan sonra, “balkabağına dönüşmeden” otelimize dönüp, ertesi günkü büyük Berlin keşfi için derin bir uykuya daldık.
























